Bölüm 5 / 50
Kasadaki Mezar
Çarşamba gecesi, malikanenin üzerine çöken sağanak yağmur, camları kırarcasına dövüyordu.
Yatak odasında yalnızdım. Banyodan gelen su sesleri, onun duşta olduğunu gösteriyordu. Dün gece çalışma odasındaki o sınırları zorlayan yakınlaşmadan beri zihnimdeki alarm zilleri susmak bilmiyordu. Duman dedektörü. Kitaplığın arası. Bu evde bir şeyler çok, çok yanlıştı.
Gözüm çalışma odasından aldığım küçük bir detaya kaydı. Kocamın her zaman şifresini gizlediği, kitaplığın arkasındaki gizli çelik kasa... Dün gece masaya yaslandığımda, çekmecenin hafif aralık olduğunu ve içinde bir anahtarın parladığını görmüştüm. O anahtar şimdi avucumun içindeydi.
Su sesinin devam ettiğinden emin olduktan sonra parmak uçlarımda yürüyerek yatak odasından çıktım ve koridorun sonundaki çalışma odasına süzüldüm. Sadece şimşeklerin aydınlattığı karanlık odada, kitaplığın o ağır rafını yana doğru kaydırdım. Çelik kasanın soğuk yüzeyi karşımdaydı.
Anahtar deliği yoktu, sadece dijital bir panel. Şifre.
Ellerim titreyerek bizim evlilik yıldönümümüzü girdim. Hata. Kendi doğum tarihini girdim. Hata. Şirketin kuruluş tarihini girdim. Panelden ince bir 'klik' sesi duyuldu ve ağır kapak yavaşça aralandı.
İçerisi tamamen karanlıktı. Telefonumun fenerini açarak kasanın içine tuttum. Yığınla nakit para, bikaç tapu belgesi ve en altta, üzerinde büyük harflerle "PROJE V" yazan siyah, kalın bir dosya vardı.
Proje V. Valerie?
Dosyayı hızla çekip çıkardım. Kapağını araladığımda karşıma çıkan ilk belge bir tapuydu ama altında, kalın ve kırmızı mühürlü bir resmi evrak duruyordu. Belgenin üzerindeki yazıları okumak için telefonu biraz daha yaklaştırdım. Gözlerimin önündeki harfler bulanıklaştı, mideme koca bir taş oturdu.
ÖLÜM BELGESİ.
İsim: Arthur Sterling. Ölüm Tarihi: 12 Mayıs.
Bugünün tarihinden tam üç ay öncesiydi.
Nefes alamıyordum. Boğazıma görünmez bir el yapışmış gibiydi. Eğer Arthur üç ay önce öldüyse... Üç gün önce o uçurumdan yuvarlanan arabada kim vardı? O hastane odasında gözlerini açan, dün gece dudaklarıma kendi mührünü vuran ve şu an benim banyomda, benim yatağımdan sadece birkaç metre ötede duş alan o adam kimdi?
Titreyen parmaklarımla belgenin altındaki fotoğrafa baktım. Arthur'un yüzü, ama gözlerindeki o dipsiz karanlık... Ve fotoğrafın hemen arkasına el yazısıyla, kocamın o kusursuz, eğik el yazısıyla düşülmüş bir not vardı:
“Oyun başlıyor. Bakalım küçük karım delirmeden önce, kardeşime ne kadar dayanabilecek?”
Dosya ellerimden kayıp halının üzerine düştü.
Aynı saniye, koridordan gelen duş suyunun sesi bıçak gibi kesildi. Ve kapı pervazında, ıslak saçlarından sular damlayan, beline sadece siyah bir havlu sarmış olan o adamın devasa silüeti belirdi. Yüzünün yarısı karanlıkta kalmıştı ama dudaklarındaki o ölümcül, çarpık gülümsemeyi görebiliyordum.
"Sana orayı karıştırmamanı söylemiştim, karıcığım," dedi. Sesi, dışarıdaki gök gürültüsünden daha korkunçtu.