MyStoryBölüm 5 / 6

Bölüm 5 / 6

Bu yabancı da kim

Elini kaldırıp alnına dokundu, ardından elinin tersiyle ateşini kontrol etti.

"Ateşin de yok..." dedi kaşlarını çatarak. "İyi misin sen?"

Akgün, alnındaki eli hisseder hissetmez irkildi.

"Çek elini üstümden hemen!"

Sesi beklediğinden daha sert çıkmıştı.

Göğsünün tam ortasında büyüyen sıkışmışlık hissi artık dayanılmaz bir hâl alıyordu. Kendini görünmez bir girdabın içine çekilmiş gibi hissediyordu. Ne kadar çırpınırsa çırpınsın yüzeye çıkamıyor, her geçen dakika biraz daha derine sürükleniyordu.

Hayatı elinden alınmıştı sanki.

Üstelik bunu yapanın kim olduğunu bile bilmiyordu.

Dün sahip olduğu her şey değişmişti.

Evi.

İş yeri.

İnsanlar.

Hatıralar.

Hayatının bütün parçaları yerlerinden sökülüp başka bir düzene yerleştirilmiş gibiydi.

Adı dışında hiçbir şey aynı değildi. Bunu kabullenmek istemese de gerçek, tokat gibi yüzüne çarpıyordu.

Bir adım geri çekildi.

Sonra bir tane daha.

Nefes almakta zorlanıyordu.

Hızla pencereye yöneldi ve pencereyi açtı.

Soğuk hava yüzüne çarptı. Akgün gözlerini kapatıp ciğerlerini sonuna kadar doldurdu. Sanki günlerdir nefes alamıyormuş gibi havayı içine çekiyordu.

Rüzgâr saçlarını savururken ellerini yüzüne götürdü.

Parmaklarını şakaklarına bastırdı. Sakinleşmeye çalışıyordu.

Önce sakinleşmeli...

Sonra düşünmeliydi.

Bütün bunların nedenini öğrenmek zorundaydı.

En önemlisi de hangisinin gerçek olduğunu.

Kamer ise olduğu yerde kalmıştı.

Bir elini cebine sokmuş, sessizce onu izliyordu.

Daha önce Akgün'e hiç bu kadar dikkatli baktığını hatırlamıyordu. Gerçi gerek de duymamıştı.

Ama şimdi karşısındaki kadın tamamen farklı görünüyordu.

Bakışları.

Tepkileri.

Konuşma şekli.

Sanki tanıdığı kişi değildi.

Eğer Akgün her zaman böyle biri olsaydı muhakkak dikkatini çekerdi.

Akgün arkasını döndüğünde Kamer'in kendisini ilk kez görüyormuş gibi izlediğini fark etti.

Gözlerini devirdi. Bu bakışlardan nefret ediyordu.

Tekli koltuğa geçip oturdu. Başını hafifçe sallayarak Kamer'e karşısına oturmasını işaret etti.

Kamer birkaç saniye tereddüt ettikten sonra gelip karşısına oturdu.

Akgün derin bir nefes aldı. Sonra konuşmaya başladı.

"Bak..." dedi yavaşça.

"Nasıl bir oyunun içindeyim bilmiyorum."

Sesindeki yorgunluk gizlenemiyordu.

"Ya da akıl sağlığımı mı kaybediyorum, onu da bilmiyorum."

Kamer konuşacak gibi oldu. Ancak Akgün elini kaldırarak onu susturdu.

"Lütfen kesme."

Bir an durdu. Düşüncelerini toparlamaya çalışıyordu.

"Dün geceye kadar farklı bir hayatım vardı."

Gözleri boşluğa kaydı.

"Uyandığımda ise kendimi bambaşka bir hayatın içinde buldum."

Odanın etrafına baktı.

"Öyle ki buranın havası bile farklı."

Ayağa kalkıp pencereyi işaret etti.

"Benim yaşadığım yerde... yani burada olması gereken yerde... böyle nefes alamazdın."

Derin bir nefes çekti.

"Tertemiz hava var."

Sesindeki şaşkınlık yeniden belirginleşmişti.

"Benim bildiğim yerde hava kirliydi. Boğucuydu. Bir gecede değişmesi mümkün değil."

Kamer tek kelime etmeden dinliyordu. Yüzünde ciddi bir ifade vardı.

Akgün konuşmasını bitirdiğinde koltuğuna yaslandı.

Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra Kamer dudaklarını araladı.

"Akıl sağlığın konusunda..." dedi.

"Kendi adıma ben de endişelenmeye başladım."

Sesindeki alay o kadar açıktı ki gizlemeye bile çalışmıyordu. Akgün'ün anlattıklarının tek kelimesine inanmıyordu. Asıl garip olan, neden hâlâ oturup onu dinlediğini kendisinin de bilmiyor oluşuydu.

Akgün başını eğip kısa bir kahkaha attı. Acı bir kahkahaydı.

"Bana inanmıyorsun."

Kamer cevap vermedi. Buna gerek de yoktu.

Sessizliği zaten yeterince şey anlatıyordu.

"Ben de kendime inanmıyorum."

Bu kez sesi çok daha kısıktı.

"Dün geceden önceki hayatım mı gerçekti, yoksa şu an yaşadığım hayat mı gerçek bilmiyorum."

Bakışlarını Kamer'e çevirdi.

"Mesela sen kimsin?"

Kamer'in kaşları çatıldı.

"Ya da ben kimim?"

Akgün devam etti.

"Bu evde ne işin var?"

Ellerini iki yana açtı.

"Bu ev benim."

Kamer derin bir nefes verdi. Boynunu sağa ve sola doğru esnetti. Sonra doğrulup yerinde yayılarak oturmaya devam etti. Bakışlarını doğrudan Akgün'ün gözlerine dikti.

"İşten kaytarmak için yapıyorsan bunları..."

Sesi sertleşmişti.

"...müsamaha göstermeyeceğimi biliyorsun."

Başını kapıya doğru çevirdi.

"Kapı orada."

Sonra ayağa kalktı.

Konuşmanın bittiğini belli edercesine odasına doğru yürümeye başladı.

"Hayır, bekle!"

Akgün de hızla ayağa kalktı. Birkaç adımda ona yetişip omzundan tuttu.

Kamer durdu. Ama arkasını dönmedi.

"Seninle uğraşamam."

Sesi yorgun çıkmıştı.

Sonra yürümeye devam etti.

Odasına girip kapıyı Akgün'ün yüzüne kapattı.

Kapının kapanma sesi evin içinde yankılandı.

Akgün birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Kapıyı açmayı düşündü. Hatta eli kapı koluna kadar gitti.

Fakat vazgeçti. Şu an ihtiyacı olan şey cevap almaya çalışmak değildi. Kanıt bulmaktı.

Eğer Kamer gerçekten burada yaşıyorsa buna dair izler olmalıydı. Aynı şekilde kendisinin de.

Derin bir nefes aldı. Sonra araştırmaya başladı.

İlk durağı banyo oldu. İçeri girer girmez gözleri lavabonun üzerindeki iki diş fırçasına takıldı.

Yan yana duruyorlardı.

Kalbi sıkıştı.

Bakışlarını çevirdi.

Askılıkta iki bornoz vardı.

Bir kadın.

Bir erkek.

"Misafir için..." diye mırıldandı.

"Yedek bulunduruyorumdur."

Bu açıklama ona bile inandırıcı gelmemişti.

Çünkü misafirler için ayırdığı eşyaları her zaman dolapta saklardı. Ortada bırakmazdı.

Lavabonun üzerindeki ürünlere baktı.

Tıraş köpüğü.

Saç şekillendirici.

Erkek bakım ürünleri.

Parfümler.

Hepsi düzenli kullanılıyor gibiydi. Bunların hiçbirini misafirler için bulunduruyor olamazdı. Akgün gözlerini kapattı. Bir anlığına başını duvara yasladı.

İçinden geçen tek şey vardı.

Düne dönmek.

Sadece düne.

Yaşanan her şeyin hiç olmamış olması.

Hiçbirini yaşamamış olmak.

Sessizce banyodan çıktı, uzun ve sıcak bir duş ardından. Belki su zihnindeki karmaşayı da akıtıp götürürdü. Ama olmadı. Duştan çıktığında hâlâ aynı sorular kafasının içinde dönüp duruyordu.

Odasına geçti.

Kapıyı kilitledi.

Pijamalarını giyip sonra da yatağa uzandı.

Yorganı üzerine çekip tavana baktı.

"Uyuyup uyanınca her şey düzelmiş olacak."

Bu düşünceye tutunmaya çalıştı.

"Bütün bunları kötü bir kâbus olarak hatırlayacağım." Aslında buna kendisi de inanmıyordu. Ama elinde başka bir umut kalmamıştı. Gözlerini kapattı.

Ve karanlığın onu içine çekmesine izin verdi.

Uygulamada reklamsız oku