MyStoryBölüm 4 / 6

Bölüm 4 / 6

Bir sabah uyanıyorsun ve seni hiç kimse tanımıyor

Eve geldiğinde zihni hâlâ gün boyunca yaşadıklarının ağırlığıyla meşguldü. Dalgın adımlarla kapının önüne geldi, anahtarı kilide yerleştirip çevirdi. Kapı açıldığı anda içeriden gelen sesle olduğu yerde donup kaldı.

Kalbi bir anlığına atmayı unutmuş gibiydi.

Yaklaşık bir dakika boyunca kapının eşiğinde öylece bekledi. İçeri girmek istemiyor ama dışarıda da kalamıyordu. Sonunda bunun bir çözüm olmadığını fark edip temkinli adımlarla koridoru geçti.

Oturma odasına ulaştığında gözleri istemsizce büyüdü. Karşısındaki manzara karşısında birkaç saniye nefes almayı unuttu. Ayaklarını uzatıp keyif yapmak için servet ödeyerek aldığı üçlü koltuğunda iki yabancı oturuyordu. Üstelik öpüşüyorlardı.

Akgün şaşkınlıkla birkaç adım geri çekildi.

Bir an gördüklerinin gerçek olmadığını düşündü.

Fakat hayır...

Gerçekti.

Hem de bütün detaylarıyla. Derin bir nefes aldı.

Öfkesini bastırmaya çalışarak salona girdi.

Koltuktaki çift, sanki evde yalnızlarmış gibi davranmaya devam ediyordu.

Akgün boğazını temizledi. Tepki gelmeyince daha yüksek sesle öksürdü. Adam sonunda başını çevirip ona baktıp kaşlarından birini kaldırdı.

Bakışlarında açık bir umursamazlık vardı.

Ne var, der gibiydi.

Akgün'ün sabrı tükenmek üzereydi.

"Kimsiniz siz?"

Sesi sakin görünmeye çalışsa da öfke taşıyordu.

"Evimde ne işiniz var? Hem de benim koltuğumda?"

Konuşurken eli çantasına gitti. Telefonunu bulmaya çalışıyordu.

Adam dudaklarının kenarında eğlenceli bir tebessümle ayağa kalktı.

"Senin evin..."

Bir adım attı.

"Senin koltuğun..."

Bir adım daha.

"Öyle mi?"

Sanki çok komik bir şey duymuş gibi davranıyordu.

Akgün'ün karşısında durdu.

"Burayı kendi evinmiş gibi sahiplenmen gerçekten şaşırtıcı."

Gözlerini hafifçe kıstı.

Ardından hiç çekinmeden uzanıp Akgün'ün yüzüne düşen saç telini kulağının arkasına sıkıştırdı.

Akgün anında geri çekildi.

"Uzak dur!"

Adamın elini sertçe itti.

"Polisi ararım."

Tam o sırada gözleri adamın yüzünde takılı kaldı.

Bir şey...

Bir şey tanıdık geliyordu.

Dudakları aralandı.

"Bir dakika..."

Şaşkınlıkla onu baştan aşağı süzdü.

"Sen..."

Adamın bakışları eğlenir gibiydi.

"Ben ne?"

Akgün cevap veremeden adam işaret ve başparmağıyla çenesini tuttu. Ağzını nazik sayılabilecek ama rahatsız edici bir kararlılıkla kapattı.

"Böyle daha iyi."

Sesi sakindi. Ama sabrının sınırlarında dolaştığı hissediliyordu.

"Kamer..."

Akgün sonunda konuşabildi.

"Kamer'di değil mi adın?"

Şimdilik tavırlarını görmezden gelebilirdi.

Çünkü çözmesi gereken daha büyük bir problem vardı.

O sırada koltukta kalan genç kadın ayağa kalktı.

Yüzündeki ifadeden hiç de memnun olmadığı görünüyordu.

"Kim bu kız aşkım?"

Yanlarına gelip Kamer'in yanağına bir öpücük bıraktı. Sonra meydan okur gibi Akgün'e baktı.

Verilmek istenen mesaj oldukça açıktı.

Kamer ise genç kadının ellerini omuzlarından nazik ama kararlı bir şekilde indirdi. Bir adım geri çekildi.

"Artık gitsen mi?"

Sesi sakindi.

"Geç oldu."

Genç kadın kaşlarını çattı.

Fakat Kamer'in bakışları kararının değişmeyeceğini açıkça söylüyordu. Birkaç saniye daha direndi.

Sonunda pes etti.

"Tamam, gidiyorum."

İsteksiz görünüyordu.

"Ama beni ara."

Son bir kez Akgün'e ters ters baktı.

Ardından Kamer'e yaklaşıp dudağının kenarına kısa bir öpücük bıraktı.

"En kısa zamanda görüşelim."

Göz kırptı. Ve evden çıktı.

Kapı kapandığında salonda sessizlik hâkim oldu.

Akgün olan biteni anlamaya çalışıyordu.

Bu insanlar kimdi?

Evinde ne işleri vardı?

Ve en önemlisi...

Neden bu insanlar buranın onun evi değilmiş gibi davranıyordu?

"Adımı söylerken dikkat et."

Kamer'in sesi sessizliği böldü.

Bakışları sertleşmişti.

"Karşında arkadaşın yok."

İçindekileri söyler söylemez dönüp koltuğa geçti.

Az önce kalktığı yere yeniden oturup ayaklarını uzattı. Sanki evin sahibi kendisiymiş gibi rahattı.

"Kahve yap bana."

Kumandayı eline aldı.

Televizyonu açarken Akgün'ün varlığını tamamen unutmuş gibiydi.

Akgün birkaç saniye boyunca ona baktı.

Sonra hiçbir şey söylemeden mutfağa yöneldi.

Kamer'in dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

Mutfakta kahve makinesi çalışırken Akgün'ün yüzünde ise bambaşka bir ifade vardı.

Sinsi.

Sessiz.

Tehlikeli.

Kahve hazır olduğunda fincanı eline aldı.

Kendinden emin adımlarla salona döndü.

Yüzündeki gülümseme biraz daha genişledi.

Kamer göz ucuyla ona baktı.

Akgün kahveyi uzattı. Fakat fincanı bırakacağı anda elini çekiverdi. Kahve doğrudan Kamer'in göğsüne döküldü. Bir saniyelik sessizlik oldu.

Sonra...

"Yandım!"

Kamer anında ayağa fırladı.

Tişörtünü vücudundan uzaklaştırmaya çalışırken Akgün'e öyle bir baktı ki normal bir insan o bakış karşısında geri çekilirdi. Ama Akgün sırıtmaya devam ediyordu.

Kamer ilk şaşkınlığı atlattı. Tişörtünü başından geçirip çıkardı. Ve doğrudan Akgün'ün yüzüne fırlattı. Ardından hızla banyoya yöneldi.

Akgün yüzüne gelen ıslak tişörtü kenara bıraktı.

Sonra gözleri kahve lekesiyle mahvolan koltuğuna kaydı. İçinde bir şeyler koptu.

Fakat yaşadıkları yanında bu mesele oldukça önemsiz kalıyordu. Telefonunu çıkarıp rehberine girdi.

Beril'in adını aradı.

Yoktu.

Tekrar baktı.

Yine yoktu.

Bu imkânsızdı.

Özel işlerinin tamamını Beril yürütürdü.

Peki şimdi koltuk temizleme şirketinin numarasını kim bulacaktı?

Düşünceyi yarıda kesip birden duraksadı.

Kendi kendine acı acı güldü.

"Hayatım altüst olmuş durumda."

Koltuğa kendini bıraktı.

"Neler olduğunu bilmiyorum."

Başını geriye yasladı.

"Benim düşündüğüm şeye bak..."

Banyodan çıkan Kamer salona geri döndü.

Göğsüne yanık kremi sürmüştü. Üzerinde tişört yoktu.

Akgün istemsizce ona baktığında Kamer o bakışı fark etmişti.

Bakışları Akgün'ün üzerinde gezindiğinde

Akgün hemen toparlandı. Dik oturdu.

Bacak bacak üstüne attı. Meydan okuyan bir tavır takındı.

"Çok mu etkilendin?"

Kamer birkaç saniye şaşkınlık yaşadı.

Ama bunu belli etmedi. Başını hafifçe eğdi.

"Ne demek istiyorsun?"

Akgün dikkatle Kamer'in yüzünü inceliyordu.

En küçük mimik değişimini bile kaçırmak istemiyordu.

"Diyorum ki..."

Yerinde hafifçe kıpırdandı.

"Dün gece sadece yarım saat kadar vakit geçirdik."

Kamer kaşlarını kaldırdı.

"Biraz daha açık konuşursan ben de anlayabilirim."

Akgün'ün yanına oturup kumandayı eline aldı.

Bu rahat tavır Akgün'ün sinirlerini yeniden zorluyordu.

"Dün gece benden çok etkilendin."

Kamer sessiz kaldı.

"Beni evime kadar bıraktın."

Yine sessizlik.

"Karşılık alamayınca da böyle saçma bir oyun kurdun."

Bu kez Kamer tamamen ona döndü. Dikkatle dinliyordu. Başını hafifçe salladı. Devam etmesini ister gibiydi.

Akgün bunu görünce doğru noktaya bastığını düşündü.

"Kıskandırmak insanların üzerinde işe yarar."

Ellerini iki yana açtı.

"Sen de beni kıskandırmak için evime girip bir kızla öpüştüğünü görmemi sağladın."

Kamer'in yüzündeki ifadeden ne düşündüğü okunmuyordu.

"Maalesef bende işe yaramaz."

Ayağa kalktı. Telefonunu eline aldı.

"Ve eğer hemen evimden çıkmazsan polisi arıyorum."

Tam numarayıı çevireceği sırada Kamer de ayağa kalktı. Sessizce ona baktı.

Elini kaldırıp yüzüne doğru uzattı.

Uygulamada reklamsız oku