MyStoryBölüm 5 / 30

Bölüm 5 / 30

5

Feraye kendini biraz olsun toparladığında odasına girdi. Dolabındaki gizli bölmeyi açıp eski fotoğrafları çıkardı. Tek tek bakarken gözlerinden yaşlar akıyordu. ‘’Allah’ın cezası.’’ diyerek fotoğrafı yırtmak istedi ama yapamadı. Fotoğrafları yine sakladığı yere geri koydu.

Duru odasında babasının fotoğrafının olduğu çerçeveye sarılmış ağlıyordu. Feraye dayanamamış kızının yanına gelmişti. ‘’Duru’m!’’ dedi yatağa yaklaşarak. Duru cevap vermeden biraz daha arkasını döndü. Yatağa uzanıp kızına sarıldı. ‘’Anneciğim sana verecek sevgim o kadar çok ki istesen de bitiremezsin ama ne kadar seversem seveyim baban olamıyorum özür dilerim.’’

‘’Neden bizi bıraktı?’’

‘’Bırakmadı kızım, kazaydı.’’ dedi Feraye.

Duru, annesine doğru dönüp koynuna sokuldu. ‘’Babamı sevdiğini biliyorum ama neden başkasına hiç şans vermedin? Belki şimdi evlenmiş olurdun benim de babam olurdu.’’

‘’Seni büyütmek dışında hiçbir şeyle ilgilenmek istemedim. Babanın yerinde başka birini görmeni de istemedim. Bu seni üzerdi.’’

‘’Ben o sevgiyi tatmak istiyorum.’’ Duru’nun gözyaşları annesinin göğsüne doğru aktı. ‘’Gerçek babam gibi olamaz biliyorum ama yine de bir babanın kızıyla yaptıklarını biri benimle yapsın isterdim. Arkadaşlarım babalarını anlatırken ben konuşamıyorum yanlarında dilsiz gibi oluyorum.’’

Feraye cevap veremedi. Kızının saçlarını öpüp, okşadı. Uyuyana kadar ağlamasını dinledi. Uyduğunda da koynunda yatırmaya devam etti. Ne yapacağını bilmiyordu. Duru için iyi olanın ne olduğunu anlayamıyordu. ~~~~ Nöbete giderken otobüse son anda yetişmişti. Hastanenin girişine ulaştığında Barış’ı görünce iç çekti. ‘’Vazgeçersin diye ummuştum.’’

‘’Yavrunla nasıl güzel anlaştığımızı görünce fikrini değiştirirsin diye ummuştum.’’ dedi Barış da. ‘’Yarın akşam bir kahve içelim mi? Yavrunu da getirirsin çok güzel bir çocuk, sohbet etmeyi de iyi biliyor.’’

Feraye geri çevirecekken duraksadı. Kızının söyledikleri zihninde yankılanıyordu. ‘’Tamam.’’ dedi. Cep telefonunu çıkardı. ‘’Numaranı söyle ben sana buluşacağımız yeri mesaj atarım.’’ Barış numarasını söylerken tek tek tuşlayıp kaydetti. ‘’Şimdi git bekleme hastane önünde.’’

Nöbet için çalıştığı servise girdi. Nöbeti devraldıktan sonra tedavileri hazırlarken mahkum odasında yatan hastanın kaydına baktı. ‘’Burada yazan doğru mu?’’ dedi yanındaki İpek’e.

‘’Doğru.’’ dedi İpek. ‘’Dün gece getirmişler. Kadın, mahkum değilde koruma amaçlı o odada, böbreğin birini ameliyatla aldılar. Mesanesinde de hasar vardı. Sabah sen üzerini değişirken kızlarla konuşuyorduk ameliyattan sonra anestezinin etkisiyle ‘’O geliyor.’’ diye bağırıp durmuş.

‘’O kim? İsmi yok mu?’’ diyen sordu Feraye.

‘’O kadarını bilmem ama tedavisi için hamile halimle yanına girmek istemiyorum sen gitsene.’’

‘’Giderim.’’ Feraye yapılacak ilaçları, pansuman malzemesini hazırlayıp odanın girişine gitti. Bekleyen polise tedavisini yapacağını söylediğinde içeriye beraber girdiler. Hasta yatağında yatan kadına attığı bakışları hızlıca kaçırdı.

Enjektöre çekili ilacı damar yolundan zerk ettikten sonra biten serumu değiştirdi. Pansuman için hastanın üzerindeki örtüyü kaldırdı. Alınan böbreğinin üzerine sarılı sargı bezini açıp atılan dikişin üzerine gereken kremleri sürüp tekrar bandajla sardı. Mesanenin olduğu kısımdaki yere de pansuman yaptı.

‘’O’nu buldunuz mu?’’ diye sordu hasta yatağındaki kadın, polis memuruna bakarak.

Polis memurunun bakışları anlayışlıydı. ‘’Araştırıyoruz. Yeriyle ilgili bildiğin başka bilgi varsa saklama söyle.”

‘’Yerini bilsem kendime mi saklarım?’’ diye tersledi kadın çektiği acıyla.

Feraye konuşmalara hiç dahil olmadan işini bitirip odadan çıktı.

Bütün günü hastalarla ilgilenmekle geçmişti. Ameliyattan gelenler, yatan rutin hastalar. Tedavisi, pansumanı, sonda değişimi derken saat gece ikiyi bulmuştu.

Duru’ya mesaj atarak ‘Uyumadıysan hemen uyu!’ yazmıştı. Yine dizi izleyeceğim diyerek uykusuz kalmasını istemiyordu.

İçmek için bir fincan kahve alıp hemşire bankosundaki sandalyeye oturdu. ‘’Odaya gidip dinlen.’’ dedi İpek’e. ‘’Acil durum olursa seslenirim. Hamile halinle uykusuzluğa zorlama kendini.’’

‘’Hayır diyemeyeceğim. Bütün gün koşturmaktan ayaklarım şişti.’’

Yalnız kaldığında arkasına yaslanıp kahvesini yudumladı. Gözlerini kapatmış oturduğu yerde dinlenmeye çalışıyordu.

‘’Hemşire Hanım, babamın serumu bitti.’’ diyen sesle gözlerini açıp ayağa kalktı. Hasta odasına gidip biten serumu çıkardı. Geri döndüğünde tam kahvesini içmek için eline almıştı ki, ‘’Hemşire Hanım sondayı boşaltamadık.’’ diyen bir başka hasta yakınıyla tekrar oturduğu yerden kalktı.

Bu şekilde odalar arası git gel yapa yapa bir saat daha geçmiş içemediği kahvesi soğumuştu. Tekrar sandalyesine oturmuştu ki, ‘’Doktor! Hemşire!’’ diye bağıran polis memurunun sesini duydu.

İpek’i uyandırmak için odanın kapısına vurup mahkum odasının olduğu odaya ilerledi. İçeri girerken cebindeki temiz eldivenleri eline giyiyordu. Odanın kapısından girdiği anda yatağında kanlar içinde yatan kadını gördü bir de açık pencereyi. Pencereler tam olarak açılmazdı koruması vardı kim, nasıl açmıştı?

İpek’in geldiğini görünce, ‘’Mavi kod ver.’’ diyerek hastanın yanına ulaştı. Kalp masajına başladığında çok geçmeden acil servisten gelen ekip müdahaleyi devraldı.

Hastayı kurtaramamışlardı ölmüştü. Polis sayısı artarken odaya girenin kim olduğunu, nasıl girdiğini anlamak için etrafta koşturuyorlardı. Bütün günün yorgunluğu arasında bir de ifade vermekle uğraşmıştı.

Eve döndüğünde başını yastığa koyduğu an uykuya daldı.

Uyanması akşamı buldu. Duru okuldan gelmiş yemeğini yemiş, ders çalışıyordu.

‘’Çok uyumuşum.’’ dedi.

‘’Yarasın annem.’’ diyerek güldü Duru.

Feraye banyoya girip hızlıca duş alıp hazırlandı. Kızına, ‘’Barış ile bir kahve içeceğiz. Beraber gidelim mi?’’ diye sordu.

‘’Dizimin yeni bölümü geldi onu izleyeceğim ve çok fazla ödevim var. Sen tek git.’’ Duru, annesinin bir adım atmasına sevinmişti. Belki gerçekten birbirlerine aşık olup evlenirlerdi.

‘’Geç kalmam.’’ Feraye Hanım çantasını alıp evden çıktı. Geldiği kafenin konumunu Barış’a atarken acıktığı için gelmesini beklemeden yiyecek bir şeyler sipariş etti.

Gelen yiyecekleri atıştırırken ‘’Merhaba güzel kadın.’’ diyen sesle Barış’ı gördü.

‘’Merhaba.’’ derken oturduğu yerden kalkmıştı. Kibarca el sıkıştılar. Barış getirdiği tek kırmızı gülü vererek hemen karşısına oturdu. ‘’Çok bekletmedim umarım.’’

‘’Hayır ama seni beklemeden sipariş verdim.’’

‘’Hiç sorun değil.’’ Barış eliyle işaret vererek garsonu çağırdı. ‘’Papatya çayı lütfen.’’

Feraye yemeğini yemeye devam ederken Barış ile ne konuşacağını bilemez haldeydi. Bu flört işlerini yirmi yaşında kalp kırıklığının acısıyla ve karnında büyüyen bir bebekle bırakmıştı. Ailesi tarafından reddedilmesi, bir başına kalışı, hamilelik süreci, doğum yapması, bebeğiyle hayatta kalmaya çalışması… Hepsi bir erkekle flört etmekten daha elzemdi.

‘’Hep böyle düşünceli misin? Enerjini kendi kendine düşürüyorsun.’’

‘’Yirmi dört saat nöbet tut, uykusuz kal sonra enerji üzerine konuşalım.’’ Feraye gülmüştü.

‘’İstersen o saatlerde enerjini yükseltebileceğin meditasyon yöntemi öğretebilirim.’’ dedi Barış.

‘’Bu tür şeyler benlik değil.’’

Barış konuyu farklı yönden ilerletmeye karar verdi. ‘’Yavrunu da getirseydin keşke onu konuşturmak seni konuşturmaktan daha kolay.’’

Feraye çatalındaki lokmayı ağzına atıp sivri ucunu Barış’a yöneltti. ‘’Bana yaklaşmak için kızımı kullanma yoksa seni doğduğuna pişman ederim.’’

Barış gerçekleri kendine sakladı. ‘’Yavrunu sana yaklaşmak için kullanmak aklımın ucundan bile geçmedi ama söylemeden geçemeyeceğim Duru’nun enerjisi annesinden daha yüksek.’’

‘’On altı yaşında bir ergen olduğu içindir. Annesi olarak ben ondan daha yaşlıyım ya hani doğanın genel kanunu yaşlı-genç olayı bunun senin o inandığın enerjiyle hiç ilgisi yok.’’

Barış gülmüştü. ‘’Yavrun söz konusu oldu mu pençelerini çıkarmış saldırmaya hazır bir aslana dönüşüyorsun. Beni tanıdıkça anlayacaksın bir çocuğa zarar verecek kötü adamlardan değilim.’’

Feraye cevap vermedi. Kızı hayattaki tek ailesiydi. Onun için canını vermeye hazırdı. Yemeğini bitirdiğinde kahve istedi.

Sohbet etmeye çalışıyorlardı ama konuşan taraf daha çok Barış idi. Feraye bir türlü ısınamamıştı. Anlattığı enerjilerden, çakralardan anlamıyordu ilgisini de çekmiyordu. Kolundaki saate baktı. ‘’Geç olmuş eve dönmeliyim.’’ dedi.

‘’İznin olursa ben bırakayım.’’

‘’Hayır!’’ diye kesin bir dille reddetti Feraye. Evinin adresini bir yabancıyla paylaşmayacaktı.

Kafeden çıktıklarında vakit kaybetmemek için taksiye bindi.

Duru ödevlerini bitirmişti, test çözmek istemişti ama dikkatini toplayamamıştı. Annesini merak ediyordu. Barış’ı sevmiş miydi? Güzel anlaşmışlar mıydı?

Kapının kilidinin sesini duyduğunda hemen yanı başında belirdi. ‘’Gecen nasıldı?’’ diye sordu merakla.

‘’Bu ne merak kızım?’’ Ayakkabılarını çıkarıp dolaba yerleştirdikten sonra çantasını da bıraktı.

‘’İyi birine benziyordu ondan.’’ dedi Duru.

‘’İyi biri olabilir ama sohbeti hiç sarmadı. Üçüncü göz falan benlik değil. Benim bildiğim anatomide iki tane göz var onları da somut bir şekilde görüyoruz.’’

Feraye odasına gittiğinde Duru da odasına geçti. Hayal kırıklığına uğramıştı. Barış’ı kendisi sevmişti ama annesi hiç olumlu bakmıyordu.

Telefonunu alıp arkadaşlık uygulamasına girdi. Annesi için gelen diğer arkadaşlık isteklerine baktı. Barış şansını denemeye devam ederken başka adaylar da annesi için gelebilirdi.

‘Ahoo’ yazan kullanıcı adına girdi. Profilde ‘Evlenecek bir yoldaş arıyorum.’ yazıyordu.

‘’Bende anneme evlenecek bir koca arıyorum.’’ diyerek isteği onayladı. Çok geçmeden de mesaj geldi.

‘Selam.’

‘Selam.’ yazdı Duru da.

‘Ciddi düşünüyorsan yarın buluşalım bayan?’

‘’Hızlı oldu.’’ Duru gülerek cevap yazdı. ‘Yıldız kafede saat 17.00’da bekleyeceğim. Seni nasıl tanıyabilirim?’

‘Pala bıyıklarımdan tanırsın bayan.’

Okul çıkışı gidip adamı görürdü beğenirse annesine yönlendirirdi. Başını yastığa mutlulukla koydu.

Ertesi gün okula gittiğinde Fidan’ı kolundan tutup kenara çekti. ‘’Aşko okul çıkışı seninle yeni koca adayını görmeye gideceğiz?’’

‘’Bu ne hız?’’ dedi Fidan. ‘’Barış’a ne oldu?’’

‘’Annem beğenmedi onu. Dün gitti buluştu geldiğinde hiç mutlu değildi. Bekleyemem onun annemin gönlüne girmesini.’’

‘’Tamam gideriz.’’

Derse girdiklerinde Duru öğretmeni dinlemeye çalışıyordu ama Karan sürekli dikkatini dağıtıyordu. Teneffüse çıktıklarında yanına gelince omzuna vurdu. ‘’Senin yüzünden öğretmeni dinleyemedim.’’

‘’Sevmek de suç olmuş.’’ Karan gülerek cebindeki çikolatayı çıkardı. ‘’En sevdiğinden fıstıklı.’’

‘’Teşekkür ederim.’’ Duru çikolatanın ambalajını açıp ikiye bölerek yarısını Karan’a yemesi için geri verdi. ‘’Beraber yiyince daha güzel oluyor.’’

Karan geri çevirmedi. ‘’Sabah Fidan ile fısır fısır ne konuşuyordunuz?’’

‘’Kızsal meseleler.’’ diyerek geçiştirdi Duru. Anneme koca arıyorum demek istememişti.

‘’Okul çıkışı bir şeyler yapalım mı?’’

‘’Dışarıda annemle işlerimiz var.’’ Bir yalan daha söylemişti.

Teneffüs bittiğinde derse geri döndüler.

Okul çıkışı Fidan ile Yıldız kafeye geldi. Oturdukları masada menüyü yüzlerine kapatıp etrafı süzmeye başladılar. ‘’Şu adam olabilir mi?’’ dedi Duru. ‘’Pala bıyıkları çok kalın.’’

‘’Soralım mı?’’

‘’Tehlikeye girersem imdat diye bağırmayı unutma.’’ Duru elindeki menüyü bırakıp gördüğü adama yaklaştı. Adını öğrenmeyi unutmuştu. ‘’Ahoo.’’ dedi sonunu biraz uzatarak.

Adam içtiği çayı bıraktı. ‘’Sen o ismi nerden biliyorsun çocuk.’’ deyişi kabaydı.

‘’Doğru adresteyim yani.’’ Duru, adamın karşısındaki sandalyeyi çekip oturdu. ‘’Fer Feraye hesabından benimle konuştun.’’

‘’Nikah düşmeyecek yaştasın utanmaz mısın çocuk, baban yaşındaki adamlara yazmaya?’’ Adamın sesi oldukça sertti.

‘’Tatava yapma da dinle babalık.’’ Duru da aynı şekilde sert çıktı. ‘’Kendime koca aramıyorum anneme koca arıyorum. Önce biz tanışalım niyetin ciddiyse tanıştırırım sizi.’’

Adam duraksadı, çayından bir yudum içti. ‘’Baban nerede?’’

‘’Yok, öldü.’’

Adam pala bıyıklarını burdu. ‘’İyi, çocuklu, dul. Benim çocuğum olmazmış doktor öyle söyledi bu yaşıma kadar bu halimle evlencek kimseyi bulamadım ama ananın zaten çocuğu varsa bir daha çocuk istemez. İyi, iyi olur bu iş getir tanışak sonra kıyarık nikahı.’’

‘’Hödük müsün be!’’ diye tersledi Duru. ‘’Önce kimsin, nesin bir anlat da bilelim. Bakalım anneme layık mısın?’’

Adam pala bıyıklarını bir kez daha burdu. ‘’Adım Ahmet. Kasabım. Dükkanım kendime ait, evimde var. Kazancım da iyidir çok şükür.’’

‘’At eti mi, eşek eti mi?’’ diye soru Duru öne doğru eğilerek.

‘’Halis muhlis inek eti.’’ dedi Ahmet de.

‘’Öküzdür belki.’’ diye ekledi Duru. ‘’Neyse annemle evlenirsen benim de babam olacaksın biliyorsun değil mi?’’

‘’Yaparız o işi kolaydır.’’

‘’Tamam annem Sağlık Hastanesinde çalışıyor. Yarın nöbeti var sabah mesai başlamadan önce hastanenin girişine gidersen görürsün, tanışırsın ama benimle hiç konuşmadın. Bilmeyecek anlaşmamızı!’’

‘’Olur demem.’’ Ahmet pala bıyığını burarak çayını yudumladı.

Uygulamada reklamsız oku