Bölüm 2 / 30
2
Sabah uyandığında okul üniformasını giyip hazırlandı. Annesi bugün evdeydi bu yüzden kahvaltıda bir kuş sütü eksikti. Karnını doyururken bir yandan da akşam gittiği nikahı anlatıyor annesinin merakını gideriyordu.
Saat geldiğinde çantasını alıp okul servisine bindi. “Günaydın.” diyerek Fidan’ın yanına oturdu. Karan oturduğu yerden eliyle öpücük atıyordu aynı şekilde karşılık verdi.
“Dün attığın mesaj neydi öyle? Ne demek anneme koca bulacağız?”
“Koca bulacağız işte neyini anlamadın! Yirmi yaşında beni doğurmuş o günden beridir yalnız niye tek başına yaşlansın kendisini sevecek birini bulsun mutlu olsun.”
“İyi de nasıl yapacağız?”
Duru fısıldayarak konuştu. “Yarın annemin nöbeti var evde olmayacak hem de hafta sonu okul yok sizinkilerden izin al bizde kal rahat rahat plan yapalım.”
“Tamam olur.” dedi Fidan.
Okul her zamanki gibiydi. Ders gir, teneffüse çık, arada dersi kaynat öğretmenden azar ye derken günü bitirdiler. Hafta sonu için verilen çokça ödevle evlerine döndüler. Eve girdiğinde mutfaktan gelen kokuyla çantasını yere atıp mutfağa gitti. “Çok güzel kokuyor.” dedi. Yemek kokusunu içine çekerek.
Feraye Hanım gülümsedi. “Yarın hafta sonu bende evde yokum kahvaltını, öğle yemeğini, akşam yemeğini hepsini hazır edeyim dedim.” Pişmiş böreği fırından çıkardı.
“Canım annem.” Böbrekten sıcak sıcak alıp ısırdı.
“Hadi üzerini değiş akşam yemeği için masayı hazırlamaya yardım et.”
Duru odasına gidip eşofmanlarını giyerek mutfağa geri döndü. Ellerini yıkadıktan sonra buzdolabından salata için sebzeleri çıkardı. Hepsini özenle doğrarken annesi de yaptığı karnıyarığın yanına pilav pişiriyordu.
“Cacık da yapalım.” dedi Duru.
“Yaparız kızım.” Feraye Hanım pirinci kavurmaya devam etti.
Salatayı yaptığında limonlu sosunu hazırlayıp üzerine gezdirdi. Annesine bırakmadan yoğurt ile salatalığı çıkarıp cacığı da yaptı. En son dağıttığı tezgahı toplayıp işini bitirdi.
Masayı hazırladıklarında tabaklarına yemeklerden alıp karşılıklı oturdular. “İşler nasıl gidiyor? Var mı yakışıklı erkek?”
Feraye Hanım, kızının sorusuyla, “Duru!” diye uyardı. Duru açık açık gülüyordu. Annesi üroloji servisinde çalışıyordu hastalarının çoğunluğunu erkekler oluşturduğu için dalga geçmekten hiç vazgeçmiyordu. “Kızma takılıyorum.” diyerek karnıyarıktan büyük bir lokmayı ağzına aldı. “Yarın Fidan bizde kalabilir mi?”
“Kalsın tabi kızım ama kafa kafaya verip evde yalnızız diye olmayacak işlere kalkışmayın.”
“Uslu uslu azıcık ders çalışıp çokça Kore dizisi izleyeceğiz.”
Feraye Hanım başını iki yana salladı. “Ne buluyorsunuz şu çekik gözlülerde bir anlasam. Bütün gençler aynısınız.”
“Bizim yaşımızdayken siz nasıldınız acaba?”
“Sokaklarda ip atlıyorduk, hulahop çeviriyorduk. Ekrana tutkalla yapıştırılmış gibi yapışmıyorduk.” diye cevapladı Feraye Hanım.
“Geçti o devir anneciğim.” Duru yaptığı salatadan koca bir kaşık ağzına tepti. Yemeklerini yediklerinde masayı beraber toplayıp bulaşıkları bulaşık makinesine yerleştirdiler. Çaylarını çekirdeklerini alıp televizyon karşısına geçip anne kız beraber takip ettikleri diziyi izlemeye başladılar. Cuma akşamlarını ders çalışmak zorunda olmadığı için çok seviyordu annesi de nöbetçi değilse beraber doyasıya vakit geçiriyorlardı.
“Karan ile nasılsınız?” Feraye Hanım, kızının hayatını öğrenmeye çalışıyordu. Kısıtlamadan kendine zarar verecek bir duruma girmesini önlemeye çalışıyordu.
“İyiyiz, şapşalın teki beni çok güldürüyor. Sen sormadan söyleyeyim çıkma teklifi etti kabul ettim, konuşuyoruz ama elini bile tutmadım. Aklını kemiren tahta kuruların harekete geçmesin.”
“Elini tutup, öpersen söyler misin?”
“Söylerim.” dedi Duru rahatlıkla. “Ailenin sana yaptığını sen bana yapmazsın biliyorum hata da yapsam saklamam anlatırım.”
Feraye Hanım, kızının saçını okşadı. “Saklama da annem, başını seni utandıracak bir derde bile soksan gelip söyle beraber çözümünü bulalım.”
Duru, annesine bakarken ondan miras aldığı ela gözlerinin içi gülüyordu. “Seviyorum seni annem.”
“Benim böyle bir kızım varken kim sırtımı yere getirir.” Feraye Hanım, kızını göğsüne yatırıp sıkıca sarıldı. Hayattaki tek ailesiydi Duru. Ailesi evlatlıktan reddettikten sonra kızından başka kimsesi kalmamıştı.
Geçmişin anılarıyla nemlenen gözlerini kızına belli etmeden sildi. “Benim için yatma vakti. Yarınım uykusuz geçecek dinleneyim.” Kızının kızıl saçlarından öpüp ayağa kalktı. “Sen de çok geç saate kadar oturma.”
“Tamam annem.” Duru, annesine uzaktan öpücük attı. Annesine benzemeyi seviyordu. Saçlarını ondan almıştı kızıl renkteydi, gözleri yine annesindendi ela renkliydi. Yanağındaki gamzesinin yeri, boyutu bile annesiyle aynıydı. Her yönüyle Feraye Akel’in kızıydı. Keşke bir de babası olsaydı. Annesinin yumuşaklığının aksine sert mizacıyla sevgili yaptığı için kıskanıp, kızsaydı. Küçükken annesinin nöbette olduğu gecelerde eğer şiddetli yağmur yağıyorsa bakıcı ablasına sarılmak yerine babasının koynunda güvenle uyusaydı.
Bunların hiçbiri olmayacaktı çünkü babası kendisi doğmadan ölmüştü ama annesi hala aşkı tadabilirdi. Yeniden mutluluğu hissedebilirdi. Kafaya koymuştu bunu yapacaktı.
Bir süre daha diziyi izledi sonra yatmak için kalktı. Çay bardaklarını sabah hallederdi şu an tembelliği üzerindeydi.
~~~~ Sabah gözlerini açtığında saat sabah on birdi. Esneyerek yataktan kalktı, dağılmış saçlarını kaşıya kaşıya evin içinde dolaştı. Annesi akşamdan kalan çay bardaklarını gitmeden önce toplamıştı. Salon derli topluydu. Mutfağa girdiğinde buzdolabında asılı notu gördü.
‘Yemekler buzdolabında, börek fırında aç kalma ve yokluğumdan faydalanıp abur cubura saldırma sonra sivilcem çıktı diye şikayet ediyorsun. Ödevlerinin birazını bugün yap hepsini yarına bırakma. Fidan gelirse temiz nevresimi yatağımın üzerine bıraktım oradan alırsın. Telefonun açık olsun aradığımda ulaşabileyim.’
Duru gülerek notu olduğu yerde bıraktı. Isıtıcıda kaynattığı suyla sallama çay yapıp yanına böbreklerden alıp çalışma masasının başına oturdu. Fidan gelene kadar ödevlerini yapmak istiyordu.
Hem yedi hem çalıştı. Farkında olmadan kitapların arasında üç saatini geçirdi. Ödevlerini bitirip üzerine test çözmüştü.
Kapının zili çaldığında üzerinde hala pijamaları vardı. Kapının dürbününden baktı. Fidan’ı görünce kilidi çevirip açtı. “Hoşgeldin aşko.” dedi.
“Hâlâ pijamaların üzerinde.” Fidan içeri girdiğinde çantasını kenardaki askılığa astı.
“Evdeyim diye umursamadım.” Duru kapıyı kapatıp kilidi iki kez çevirdi. “Aç mısın? Ders çalışırken acıktım bir şeyler yiyelim.”
“Aç değilim ama eşlik ederim.”
Duru mutfağa girdiğinde annesinin dün yaptığı yemeklerin birazını ısıtıp masayı hazırladı. Böreklerden de ortaya bir tabak yaptı.
Yemeklerini yerken Duru’nun telefonu çalmıştı. Annesi arıyordu. “Annem.” dedi telefonu açıp.
“Nasıl gidiyor?”
“Sorun yok. Ödevlerimi bitirdim. Fidan geldi yemek yiyoruz.”
“Eline sağlık Feraye teyzem döktürmüşsün yine.” diye gülerek bağırdı Fidan.
“Afiyet olsun. Kapıyı kilitleyin öyle oturun. Dikkat edin ocağı da açık bırakmayın.”
“Tamam anne.” Duru’nun sesi bıkkındı. Telefonu kapatıp yemeğine geri döndü. Yemekleri bitene kadar havadan sudan konuşup, arkadaşlarının dedikodusunu yaptılar sonra masayı toplayıp salona geçtiler.
“Bu koca bulma işini nasıl yapacağız?” diye sordu Fidan.
Duru telefonuna indirdiği uygulamayı gösterdi. “Arkadaşlık sitesinden.”
“Ya kötü birini bulursak?”
“Basarız tekmeyi.” dedi Duru. “Önce annem için bir hesap açalım.”
İki kafadar istenilen bilgileri allayıp pullayıp yazdılar. Bir de Feraye Hanım’ın resmini yüklediler.
Gelecek adayları beklerken açtıkları kore dizisini izleyip oyuncuların yakışıklılıklarını konuştular.
Üç saat sonra telefonun bildirim sesiyle gelen isteği gördüler. “Biri geldi.” Duru heyecanla telefonu eline aldı.
Fidan da merakla telefona baktı. “Kimmiş?”
“Barış Şimşek diye biri. Dur profiline bakalım.” Duru profile girdi. Profil resmindeki adamın yüzü uzakta kaldığı için anlaşılmıyordu. Hobileri kısmını okudu.
‘Doğa, hayvanlar.’
Fidan alnını kaşıdı. “Doğayı, hayvanı seviyorsa iyi biri olmalı. Anneni sevsin ama seni de sevsin sana da baba olacak sonuçta.”
“Annemi severse beni de sever. Bak mesaj attı.” Duru mesaja girdi.
‘Selam sana güzel kadın!’ yazıyordu.
“Benim annem güzeldir tabi.”
“Ben hâlâ anlamadım annenle nasıl tanıştıracaksın? Feraye teyze kabul edecek mi?”
“Bilmeyecek ki!” diye güldü Duru. Mesajı atana geri cevap yazdı.
‘Boş vakit harcayacak ilişki istemiyorum. Ciddi düşünürsen yarın saat 13.00’de sahildeki Yıldız kafede buluşalım.’
“Anneni nasıl göndereceksin?” diye sordu bu defa Fidan.
“Annemi göndermeyeceğim ben gideceğim aşko. Adamı göreyim, konuşayım iyi biriyse, niyeti ciddiyse annemle nasıl tanışacağını öğretirim.”
Aralarında konuşurken bir mesaj daha geldi.
‘Sağlam adımlar atan kadınları severim. Orada olacağım. Seni nasıl tanırım?’
Duru hemen cevap yazdı. ‘Sen kendini tarif et ben seni bulurum.’
Gelen mesajı Fidan ile beraber okudular. ‘Çiçekli pantolonum ve beyaz gömleğim olacak. Uzun saçlarımda da kırmızı bir bandana. Tarzım ile hemen tanırsın.’
“Aşko çiçekli pantolon diyor. Bu adam şey olmasın.” diyerek parmaklarını yuvarlayarak işaret yaptı.
“Değildir aşko öyleyse başka aday bakarız.” Duru telefonundan açtığı müzikle ayağa kalkıp oynamaya başladı. Fidan da kalkıp ona eşlik etti.
“Babam olacak aşko!”
“Baban olacak aşko!” diye Fidan da gülerek cevap verdi.
El ele tutuşup birbirinin etrafında dönüp dans etmeye devam ettiler.
“Yaa düğünde ne giysem acaba?” Duru kızıl saçlarını eliyle yana attı. “Saçlarımı da güzelce yaptırırım.”
“Annene en güzel gelinliği bulalım.” Fidan, arkadaşının mutluluğuna sonuna kadar ortak oluyordu.
“O zaman dans aşko.” Müzik son ses çalarken dans ede ede Duru’nun odasına girdiler. Güzelce giyinip makyaj yaparak dans etmeye devam ettiler. Bir yandan da özçekim yapıyorlardı.
Çalan müzik iki genç kızın enerjisiyle evin içinde yankılanırken hayatlarının en tatlı baharındaydılar.