Bölüm 2 / 8
Umuda Kaçış
Geceleri Zeynep uykusundan irkilerek uyanıyor, sessizce ağlıyor, sabah olduğunda ise hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyordu. Üç gün boyunca bu sessizlik sürdü. Gece, köyün üzerine ağır bir sessizlik gibi çökmüştü. Evde herkes odalarına çekilmişti. Yalnızca Hacer'in yüreği huzursuzdu. Günlerdir kızının yüzündeki solgunluğu, gözlerindeki korkuyu görmezden gelemiyordu. Usulca Zeynep'in odasının kapısını araladı. Genç kız, yatağın kenarında dizlerini karnına çekmiş, karanlığa dalmıştı. Annesinin içeri girdiğini fark edince gözyaşlarını silmeye çalıştı. Hacer sessizce yanına oturdu. Elini kızının saçlarına götürdü. "Zeynep..." Genç kız cevap vermedi. Hatice'nin sesi titriyordu. "Ben senin ananım. Karnımda taşıdım seni. Günlerdir içini yiyen bir şey var. Ne oldu kızım? Bana söyle." Zeynep başını iki yana salladı. "Söyleyemem ana..." Hacer gözyaşlarını tutamadı. "Söylemezsen ben kahrolurum. Ne yükün varsa birlikte taşırız." Bu sözler Zeynep'in içinde tuttuğu acıyı daha fazla gizleyememesine neden oldu. Annesine sarıldı ve hıçkırıklarla ağlamaya başladı. "Ben istemedim ana... Vallahi istemedim..." Hacer'in yüreği sıkıştı. "Kim sana ne yaptı kızım söyle?" Zeynep nefes almakta zorlanıyordu. Dudakları titriyor, sesi güçlükle çıkıyordu. "Davut Ağa'nın oğlu... Cemal..." Hatice'nin gözleri büyüdü. Zeynep gözlerini kapattı. "Cemal bana zorla sahip oldu, ana... Ne kadar direndiysem olmadı. Ben suçlu değilim. Vallahi suçlu değilim..." Hacer'in dizlerinin bağı çözüldü. Bir an konuşamadı. Sonra kızını sıkıca kollarının arasına aldı. "Hayır kızım... Senin hiçbir suçun yok. Suçlu olan bunu sana yapan." Zeynep ağlayarak başını annesinin omzuna yasladı. "Ana... Babam öğrenirse beni yaşatmaz. Abilerim de dinlemez. Çok korkuyorum." Hacer, kızının yüzünü iki eli arasına aldı. "Ben seni kimseye ezdirmem. Ne pahasına olursa olsun seni koruyacağım." O gece sabaha kadar ne biri uyuyabildi ne de gözyaşları dindi. Hacer, gün ağarmaya başladığında kararını vermişti. Zeynep bu köyden gidecek, İstanbul'daki kardeşi Fatma'nın yanına sığınacaktı. Fakat ikisinin de bilmediği bir şey vardı. Evden çıkacakları yol, sandıkları kadar kolay olmayacaktı.
Hacer'in dünyası başına yıkılmıştı. Kızını kaybetmekten değil... Onu, törenin acımasız hükümlerine kurban vermekten korkuyordu. O gece sabaha kadar dua etti. Sabah olduğunda tek bir karar vermişti. Zeynep bu köyden gitmeliydi.
Hacer, kızının gözlerindeki korkuyu gördükçe kararının ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anladı. Bu köy artık Zeynep için güvenli değildi. Gece boyunca kimseye belli etmeden küçük bir bohça hazırladı. İçine birkaç takım elbise, biraz para, bir aile fotoğrafı ve Zeynep'in çocukluğundan beri sakladığı mavi yazmayı koydu. Sabah ezanı okunurken mutfağa geçti. Kimse uyanmadan kızına sıcak bir çorba içirdi. "İstanbul'a vardığında ilk iş Fatma teyzeni ara. Sakın korkma kızım. Allah büyüktür." Zeynep gözyaşlarını tutamıyordu. "Ya siz..." Hacer, kızının sözünü kesti. "Biz bir yolunu buluruz. Sen yeter ki yaşa." Evden sessizce çıktılar. Köy henüz uyanmamıştı. Sadece uzaktan koyun çanlarının sesi geliyordu. Hacer, minibüs durağına kadar kızının elini hiç bırakmadı. Minibüs hareket ederken son kez sarıldılar. Zeynep camdan annesine bakıyor, Hacer ise gözyaşlarını saklamaya çalışıyordu. Minibüs köyden uzaklaşırken Hacer titreyen elleriyle telefonunu çıkardı. Rehberden kardeşi Fatma'nın numarasını buldu. Telefon birkaç kez çaldı. "Abla?" "Fatma... Zeynep yola çıktı." "Merak etme. Otogarda ben karşılayacağım." Hacer derin bir nefes aldı. "Ne olur ona sahip çık." "Bu saatten sonra o yalnız değil." Hacer telefonu kapattığında zeynebi kurtardığını sanıyordu Oysa mutfağın kapısının yanında duran Ömer, konuşmanın son cümlelerini duymuştu. Yüzü bir anda değişti. "Zeybep İstanbul..." Hiç vakit kaybetmeden avluya çıktı. Harun odunları dizerken kardeşini görünce şaşırdı. "Ne oldu?" Ömer hızlı hızlı konuştu. "Anam Zeynep'i kaçırdı. İstanbul'a gönderiyor." Harun'un yüzü sertleşti. "Neden göndersin deli misin sen?" "Emin misin?" "Kendi kulaklarımla duydum." Hemen babama haber ver gel hemen ömer önce içeri girip babasının uyandırdı olan biteni anlattıktan sonra dışarı çıktı, İki kardeş hemen eski kamyonete bindiler. Motorun sesi bütün avluda yankılandı. Aradan 1 saat geçmişti Davut Ağa konağın geniş avlusunda kahvesini içiyordu. Cemal ise huzursuzdu. Günlerdir Zeynep'i görememişti. Bircan korku içinde konağın kapısına geldi. Cemal bircanı Zeyneplere göndermişti. Bircan bahçenin içine girmeden ömer ve harunu konuşurken duymuştu, ve hemen gelip cemal Ağa’ya haber verdi.