Bölüm 5 / 50
Tenimdeki Yalan
Saskia, mutfağın ortasında hareketsiz duruyordu. Ayaklarının dibinde kırılmış porselen parçaları, yerde yayılan kahve ve karşısında biraz önce kollarında uyandığı adam vardı. Ancak bunların hiçbirini görmüyordu. Zihninde yalnızca Adrien'in telefonda söylediği sözler yankılanıyordu. Saskia senin öldüğünü sanıyor. Dokuz yıl boyunca annesinin mezarını ziyaret etmiş, doğum günlerinde fotoğrafının önüne çiçek bırakmış, gecelerce onun son sözlerini hatırlamaya çalışmıştı. Şimdi ise karşısındaki adam, annesiyle telefonda konuştuğunu söylüyordu. Üstelik bunu, onunla aynı yatakta geçirdiği gecenin hemen ardından öğreniyordu.
“Telefonu bana ver.” Sesi beklediğinden daha sakindi. Adrien birkaç saniye tereddüt etti, ardından cihazı uzattı. Saskia telefonu kulağına götürdü. Karşı taraftan hafif bir nefes sesi geliyordu. “Kimsin sen?” diye sordu. Kadın cevap vermedi. “Benim annemin adını kullanmaya nasıl cesaret edersin?” Bu kez telefondan titrek bir ses yükseldi. “Saskia... küçük serçem.” Genç kadının dizlerinin bağı çözüldü. Çocukken annesi ona yalnızca korktuğu zamanlarda böyle seslenirdi. Bu hitabı hiç kimse bilmiyordu. Telefonu iki eliyle kavradı. “Anne?” Karşı taraftan boğuk bir ağlama sesi duyuldu. “Sana anlatmam gereken çok şey var.” Saskia gözlerini kapattı. “Dokuz yıl, anne. Dokuz yıl boyunca öldüğünü düşündüm.” Kadının cevabı gecikti. “Yaşadığımı bilseydin sen de ölürdün.”
Bağlantı birden kesildi. Saskia defalarca geri aramayı denedi fakat numaraya ulaşılamıyordu. Telefonu mutfak tezgâhına bıraktığında Adrien yaklaşmak istedi. Genç kadın elini kaldırarak onu durdurdu. “Bana dokunma.” Adam olduğu yerde kaldı. Saskia'nın gözleri dolmuştu fakat ağlamak istemiyordu. “Dün gece seninle birlikte oldum. Sana güvendim. Hayatımda ilk kez bir yabancının yanında bütün savunmamı indirdim. Sen ise annemin yaşadığını biliyordun.” Adrien'in yüzü gerildi. “Bunu sana söylemek istedim.” Saskia acıyla güldü. “Ama önce beni öpmeyi tercih ettin, öyle mi?” Adamın verebileceği hiçbir cevap yoktu. Genç kadın ona yaklaştı. “Dün gece benim için gerçekti, Adrien. Senin için neydi?” Adam gözlerini ondan ayırmadı. “Hayatımda ilk kez bir sabahın bitmesini istemedim.”
Bu sözler Saskia'nın kalbine dokunmuştu ama öfkesini azaltmadı. Üzerindeki siyah gömleğin ona ait olduğunu hatırlayınca düğmelerini açıp çıkardı, sandalyenin üzerine bıraktı ve kendi kıyafetlerini almak için yukarı çıktı. Adrien arkasından gelmedi. Genç kadın yatak odasına girdiğinde dağılmış çarşaflara baktı. Birkaç saat önce aynı yatakta birbirlerine sarılmış, sabahı birlikte karşılamanın huzurunu yaşamışlardı. Şimdi o anları hatırlamak bile canını yakıyordu. Yine de dudaklarında onun öpücüklerini, belinde ellerinin sıcaklığını hatırlamaktan kendisini alamıyordu. Aynadaki yansımasına bakıp sinirle saçlarını topladı. Ona âşık olma, Saskia. Özellikle de şimdi.
Aşağı indiğinde Adrien kanepede oturuyordu. Yaralı kolunun bandajı gevşemiş, gömleğine yeniden kan sızmıştı. Saskia istemsizce yanına yöneldi, sonra durdu. Onunla ilgilenmek istemiyordu. En azından kendisine böyle söylüyordu. Fakat birkaç dakika sonra ilk yardım çantasını alıp karşısına oturdu. “Kolunu uzat.” Adrien itiraz etmeden dediğini yaptı. Genç kadın bandajı açarken konuşmadı. Adamın bakışlarını üzerinde hissediyordu. “Bana neden bakıyorsun?” diye sordu sonunda. “Çünkü benden nefret ettiğini söylemene rağmen hâlâ benimle ilgileniyorsun.” Saskia yarayı temizlerken başını kaldırdı. “Bu seni affettiğim anlamına gelmiyor.” Adrien'in sesi yumuşadı. “Biliyorum. Ama yine de teşekkür ederim.”
Bandajı yenilerken parmakları adamın tenine değdi. Adrien'in sağlam eli yavaşça onun elinin üzerine kapandı. Saskia başını kaldırdı. Aralarında yeniden o tehlikeli sessizlik oluşmuştu. Adamın koyu renk gözlerinde artık meydan okuma değil, açıkça görülen bir özlem vardı. “Seni yeniden öpmek istiyorum,” dedi Adrien. Saskia'nın nefesi sıklaştı. “Bunu söylemeyi bırak.” Adam elini geri çekti. “Tamam.” Ancak genç kadın ayağa kalkmadı. Birkaç saniye boyunca yüzüne baktı, ardından fısıldadı: “Çünkü bunu her söylediğinde ben de istiyorum.”
Adrien yavaşça doğruldu. Saskia'nın gözleri dudaklarına kaydı. Bütün mantığı ona uzaklaşmasını söylüyordu ama kalbi, birkaç saat önce kollarında kendisini nasıl hissettiğini hatırlıyordu. Adam yaklaşmak yerine bekledi. Genç kadın sonunda elini uzatıp yanağına dokundu. Parmakları çenesinden boynuna doğru kaydı. “Bana bir daha yalan söylersen hayatımdan çıkacaksın.” Adrien başını salladı. “Sana söz veriyorum.” Saskia'nın bakışları sertleşti. “Sözlerini değil, davranışlarını görmek istiyorum.” Ardından yaklaşıp dudaklarını onunkilere bastırdı.
Adrien onu sağlam koluyla belinden sardı. Saskia'nın parmakları saçlarının arasına karışırken öpücükleri giderek derinleşti. Genç kadın onu kendisine biraz daha çekti; aralarında mesafe kalmasını istemiyordu. Adrien'in dudakları yanağına, ardından boynuna hafif öpücükler bıraktığında gözlerini kapattı. Adamın göğsüne yaslanmış, hızlı kalp atışlarını duyuyordu. Bu yakınlık onu hem sakinleştiriyor hem de içinde bastıramadığı bir arzu uyandırıyordu. “Beni delirteceksin,” diye fısıldadı Saskia. Adrien alnını onunkine yasladı. “Sen bunu dün geceden beri yapıyorsun.”
Genç kadın hafifçe güldü. Sonra yeniden öpüştüler. Adrien'in eli belinde gezinirken Saskia başını kaldırıp gözlerine baktı. “Sana güvenmiyorum,” dedi açıkça. Adamın yüzü ciddileşti. “Bunu değiştirmek için ne gerekiyorsa yapacağım.” Saskia parmaklarını gömleğinin yakasında dolaştırdı. “O zaman önce bana gerçeği anlatacaksın. Sonra belki seni yeniden öpmeme izin veririm.” Adrien'in dudaklarında hafif bir gülümseme oluştu. “Az önce beni öpen sendin.” Genç kadın kaşlarını kaldırdı. “Ve tekrar yapmamam için bana bir neden verme.”
Öğleden sonra yağmur durmuştu. Misafirhanenin geniş pencerelerinden içeri solgun güneş ışığı giriyordu. Saskia mutfak masasına oturmuş, Adrien'in anlattıklarını dinliyordu. Dokuz yıl önce annesinin çalıştığı finans kuruluşunda yapılan usulsüzlükleri örtbas etmek için bazı belgeler değiştirilmişti. Adrien o dönemde genç bir yöneticiydi. Kendisine sunulan kayıtların doğru olduğuna inanarak Maren aleyhindeki raporu imzalamıştı. Gerçeği öğrendiğinde ise çok geçti. Maren'in ölüm haberi yayıldıktan yıllar sonra, kadının aslında gizli bir tanık olarak hayatta tutulduğunu öğrenmişti. Ancak onu koruyan kurumun içinde de suç ağına bağlı kişiler vardı.
“Annem şu anda nerede?” diye sordu Saskia. Adrien birkaç saniye düşündü. “Son konuştuğumuzda Cenevre'deydi. Ama yer değiştirmesi gerekiyordu.” Genç kadın ayağa kalktı. “O zaman Cenevre'ye gidiyoruz.” Adam itiraz etmedi. Bunun yerine masanın üzerine bir zarf bıraktı. İçinde iki sahte pasaport, bir miktar nakit para ve bir araç anahtarı vardı. Saskia pasaportlardan birini açtığında kendi fotoğrafını gördü. Yeni adı Elise Moreau'ydu. Diğerinde Adrien'in fotoğrafının altında Luca Moreau yazıyordu.
“Moreau?” diye sordu kadın.
“Fransız evli bir çift olarak seyahat edeceğiz.”
Saskia ona baktı. “Evli mi?”
Adrien omuz silkti. “Daha az dikkat çekeriz.”
Genç kadının dudaklarında istemsiz bir gülümseme belirdi. “Seninle evli olduğuma kim inanır?”
Adam sandalyesinden kalkıp ona yaklaştı. “Dün geceyi gören biri muhtemelen inanırdı.”
Saskia'nın yanakları hafifçe kızardı. Adrien bunu fark edince gülümsedi. Genç kadın elindeki pasaportu göğsüne bastırdı. “Kendine fazla güveniyorsun.” Adrien eğilip kulağına fısıldadı. “Sen de beni kıskanmaya başlarsan sahte evliliğimiz oldukça inandırıcı olur.” Saskia kahkaha atmamak için dudağını ısırdı. “Hayal kurma, Valenti.” Adam yüzüne yaklaşarak cevap verdi. “Dün gece hayal kurmama pek gerek kalmadı.”
Saskia bu kez onu susturmak için öptü. Kısa sürmesini planladığı öpücük, Adrien'in elini beline dolamasıyla uzadı. Genç kadın kollarını boynuna sardı. Adamın yaralı kolunu incitmemeye dikkat ederek ona yaklaştı. Birbirlerinden ayrıldıklarında Saskia'nın yüzünde uzun zamandır hissetmediği bir canlılık vardı. Adrien yanağına son bir öpücük bıraktı. “Cenevre'de tek yataklı bir oda bulursak ne yapacağız?” diye sordu. Saskia gülümseyerek geri çekildi. “Sen kanepede yatacaksın.” Adrien kahkaha attı. “Buna gerçekten inanıyor musun?” Genç kadın çantasını omzuna taktı. “Şansını zorlama, kocacığım.”
Akşamüstü kasabadan ayrıldılar. Kiraladıkları koyu gri otomobil dar dağ yollarından ilerlerken Saskia başını pencereye yaslamıştı. Adrien direksiyon başında sessizdi. Bir süre sonra genç kadın elini uzatıp onun sağlam elini tuttu. Adam şaşkınlıkla kendisine baktı. Saskia gözlerini yoldan ayırmadan konuştu. “Bu, seni affettiğim anlamına gelmiyor.” Adrien parmaklarını onunkilere doladı. “Artık bu cümleyi ezberledim.” Kadın gülümsedi. “Güzel. Çünkü sık sık duyacaksın.”
Bir saat sonra İsviçre sınırına yaklaşmışlardı. Saskia'nın telefonu titreşti. Ekranda bilinmeyen bir numara vardı. Mesajda yalnızca bir ses kaydı bulunuyordu. Genç kadın kaydı açtığında annesinin sesini duydu.
“Saskia, beni dikkatle dinle. Adrien'in sana anlattığı şeylerin bir kısmı doğru. Ama bilmediğin başka bir şey var. Seni korumak için yıllarca saklandım. Sonra seni yeniden görebilmek için korkunç bir karar verdim.”
Saskia'nın yüzündeki gülümseme kayboldu. Adrien, kadının elinin titrediğini görünce arabayı yol kenarına çekti.
Kayıt devam ediyordu.
“Bana seni getireceklerini söylediklerinde kabul ettim. Ama operasyonun gerçek amacını çok geç öğrendim.”
Genç kadın nefesini tuttu.
Annesinin son sözleri arabanın içinde yankılandı.
“Saskia... seni öldürme emrini veren belgede benim imzam var.”
Adrien başını ona çevirdi.
Saskia ise telefon ekranına bakarken yalnızca tek bir cümle söyleyebildi.
“Annem beni neden öldürmek istesin?”
Tam o anda Adrien'in telefonuna Cenevre'deki güvenli adresten bir fotoğraf ulaştı.
Fotoğrafta Maren Vermeer, yüzünde morluklarla bir sandalyeye bağlanmıştı.
Ve arkasında duran adam, Saskia'nın yıllardır güvendiği operasyon amiri Laurent Duvall'dı.