Bölüm 1 / 50
YASAK YOLCU
Paris'in yağmuru, Gare de Lyon istasyonunun devasa cam tavanında ince çizgiler oluşturuyordu. Gece yarısına yaklaşırken peronların çoğu boşalmış, son yolcuların ayak sesleri istasyonun yüksek kemerleri altında yankılanmaya başlamıştı. Saskia Vermeer, siyah deri eldivenlerini çıkarıp saatine baktı. Görevin başlamasına on yedi dakika kalmıştı. Hayatının son sekiz yılında silahlı saldırılardan kaçmış, uluslararası suç ağlarının içine sızmış, ölüm tehditleri alan tanıkları sınırların ötesine taşımıştı. Hiçbir görev onu korkutmamıştı. Fakat bu kez önündeki dosyada bulunan adamın fotoğrafına baktığında hissettiği huzursuzluğu açıklayamıyordu.
Adrien Valenti.
Otuz dört yaşında. İtalyan vatandaşı. Eski sanat finansmanı yöneticisi. Avrupa'nın en büyük yolsuzluk davalarından birinin kilit tanığı. Son altı ay içerisinde kendisini susturmak amacıyla düzenlendiği düşünülen iki saldırıdan sağ kurtulmuştu.
Dosyanın son sayfasındaki uyarı kırmızı harflerle yazılmıştı: Tanık manipülatif davranışlar gösterebilir. Görevli personelin kişisel yakınlık kurması kesinlikle yasaktır.
Saskia bu satırı okuduğunda hafifçe gülümsemişti. Kişisel yakınlık onun hiçbir zaman problemi olmamıştı. Bir insanın gözlerine bakarak yalan söylediğini anlayabilir, korkusunu hissedebilir, bir sonraki hareketini tahmin edebilirdi. Ama insanların kendisine yaklaşmasına izin vermezdi. Özellikle korunması gereken tanıkların.
Peronun sonunda bekleyen Aurelia gece treni, koyu lacivert gövdesi ve altın işlemeli pencereleriyle sıradan bir ulaşım aracından çok başka bir döneme aitmiş gibi görünüyordu. İçerisinde yalnızca on dört özel süit bulunuyordu. Yolcuların önemli bir kısmı Avrupa'nın seçkin ailelerinden, iş insanlarından ve ismini gazetelerde görmek istemeyen zenginlerden oluşuyordu.
Saskia'nın görevi basitti: Valenti'yi Paris'ten Venedik'e kadar korumak, İsviçre sınırından geçişini güvence altına almak ve ertesi gün onu mahkemeye hazırlayacak ekibe teslim etmek.
Kâğıt üzerinde son derece basit görünen bu görev, adam perona adım attığında beklenmedik biçimde karmaşıklaşmaya başladı.
Adrien siyah yün paltosunun yakasını kaldırmış, bir elinde küçük deri valiziyle yürüyordu. Uzun boylu, geniş omuzlu ve rahatsız edici derecede yakışıklıydı. Koyu renk saçları yağmurdan hafifçe nemlenmişti. Keskin yüz hatları, çenesindeki hafif sakal ve çevresindeki insanlara bakmadan yürüyüşü, hiçbir yerde kendisini yabancı hissetmeyen erkeklere özgü o küstah rahatlığı taşıyordu.
Saskia dosyayı çantasına yerleştirdi. Onu karşılamak üzere iki adım attığında adam aniden durdu.
Göz göze geldiler.
Fotoğraflarındaki soğuk ifade gerçeğin yanında oldukça masum kalıyordu. Adrien'in bakışlarında insanın üstünden kayıp gitmeyen, aksine en küçük ayrıntıyı bile yakalamaya çalışan huzursuz edici bir dikkat vardı. Birkaç saniye boyunca onu baştan aşağı süzdü; ancak bakışında alışıldık bir kadın beğenisinden çok, karşısındaki insanı çözmeye çalışan keskin bir merak bulunuyordu.
“Bayan Vermeer.”
Saskia kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Kim olduğumu biliyorsunuz.”
“Beni korumak için gönderilen kişinin kim olduğunu bilmem gerektiğini düşündüm.”
“Benim hakkımda ne kadar şey biliyorsunuz?”
Adamın dudaklarının bir kenarı kıvrıldı.
“Henüz yeterince değil.”
Saskia cevap vermedi. Bunun yerine trenin açık kapısını işaret etti. “İçeri geçiyoruz. Yolculuk boyunca belirlediğim kurallara uymanız gerekiyor.”
“Kurallar.” Adrien kelimeyi ağzında çevirircesine tekrarladı. “Ne kadar da rahatlatıcı.”
“Güvende kalmanızı sağlayacaklar.”
“Peki sizin güvende kalmanızı ne sağlayacak?”
Sorunun tonu değişmemişti ancak Saskia adamın gözlerinde beliren ifadeyi fark etmişti. Sanki gerçekten cevabı merak ediyordu.
“İşimi doğru yapmam.”
Adrien bir an yüzüne baktı. Ardından valizini alıp trene yöneldi.
“Öyleyse umarım işinizi çok seviyorsunuzdur.”
Aurelia'nın içi cilalı ceviz paneller, pirinç lambalar, koyu bordo kadife koltuklar ve kalın halılarla döşenmişti. Dar koridorlarda hafif bir sandal ağacı kokusu vardı. Trenin hareketi henüz başlamamış olmasına rağmen içeride dünyanın geri kalanından kopmuş gibi hissettiren bir sessizlik hüküm sürüyordu.
Saskia kompartımanlarını kontrol etti. Yan yana iki özel süit ayrılmıştı. Aralarında yalnızca içeriden kilitlenebilen dar bir bağlantı kapısı vardı. Adamın odasında geniş bir yatak, küçük mermer lavabo, duvara gömülü dolap ve rayların üzerindeki karanlığı gösteren büyük bir pencere bulunuyordu.
Adrien kapının önünde durup odasını inceledi.
“Romantik.”
“Güvenli.”
“İkisi birbirine engel değil.”
Saskia sabrını korudu. “Geceleri odanızdan çıkmayacaksınız. Benim iznim olmadan diğer yolcularla konuşmayacaksınız. Telefonunuzu kullanmayacaksınız. Size getirilen yiyecek ve içecekleri kontrol etmeden tüketmeyeceksiniz.”
“Başka?”
“Bana yalan söylemeyeceksiniz.”
Bu kez adam gülümsemedi. Kısa bir an için yüzündeki bütün o rahatlık kayboldu.
“Bu sonuncusu ikimiz için de zor olabilir.”
Saskia karşılık vermeye hazırlanırken trenin hareket düdüğü duyuldu. Vagon hafifçe sarsıldı. Ayağının altındaki halı kaygan değildi ama beklenmedik hareketle dengesi bozuldu. Elini duvara uzatmasına fırsat kalmadan Adrien bileğinden tutup onu kendisine doğru çekti.
Saskia'nın avucu adamın göğsüne çarptı.
Aralarında neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.
Bu yalnızca birkaç saniyelik bir kazaydı. Günlük hayatın içinde unutulup gidebilecek kadar önemsiz bir an. Fakat Saskia, Adrien'in paltosunun altından gelen sıcaklığı avucunda hissederken nefesinin istemsizce yavaşladığını fark etti. Adamın parmakları bileğinde sıkı ama incitmeyen bir tutuşla duruyordu. Gözlerini kaldırdığında yüzlerinin birbirine ne kadar yakın olduğunu gördü.
Adrien onu hemen bırakmadı.
“İyi misiniz?”
Sesindeki alay kaybolmuştu.
“Evet.”
“Emin misiniz?”
“Bırakırsanız daha emin olacağım.”
Adam bileğini bıraktı. Saskia geri çekildiğinde teninde o kısa temasın bıraktığı sıcaklığa sinirlendi. Tren yeniden sarsıldı fakat bu kez dengesini korudu.
“Gördüğünüz gibi,” dedi Adrien, “bazı kuralların istisnaları olabiliyor.”
“Bunun bir istisna olduğunu sanmayın.”
“Peki siz de bunun bir başlangıç olduğunu sanmayın.”
Saskia ona sertçe baktı. Karşısındaki adamın yüzünde kışkırtıcı bir gülümseme vardı.
O anda bu yolculuğun beklediğinden çok daha yorucu geçeceğinden emin oldu.
Paris geride kalırken kompartımanın pencerelerine yağmur damlaları vuruyordu. Şehrin ışıkları giderek seyrekleşmiş, tren karanlık kırların içinden sessizce ilerlemeye başlamıştı. Saskia odasına geçip kulaklığını yerleştirdi ve bağlantı kapısını aralık bırakarak tren personelinin geçişlerini takip etti.
Operasyonun ayrıntılarını son kez kontrol etti. Birinci sınıf yolcu listesi temizdi. Koridorda görev yapan iki tren çalışanı daha önce araştırılmıştı. Güvenlik sistemi yalnızca koridorları kaydediyor, özel süitlerin içine kamera yerleştirilmiyordu.
Saat 23.46'da bağlantı kapısından hafif bir tıklama duyuldu.
Saskia başını kaldırdı.
Adrien kapının önündeydi. Paltosunu çıkarmış, siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Saçları hâlâ hafif dağınıktı. Elinde iki porselen fincan tutuyordu.
“Kahve.”
“İstemiyorum.”
“İçmeniz gerekmiyor. Sadece teklif ediyorum.”
“İçecekleri kontrol etmeden almayacağımızı söyledim.”
“Kontrol ettim.”
“Bu sizin göreviniz değil.”
“Belli ki sizin de dinlenmeye niyetiniz yok.”
Saskia, adamın elindeki fincanlara baktı. İki kahve de odalarında bulunan ve mühürlerini kendisinin kontrol ettiği kapsüllerden hazırlanmıştı.
“Bir şey mi istiyorsunuz, Bay Valenti?”
“Evet.”
“Ne?”
“Sizden korkmamı mı beklediğinizi öğrenmek istiyorum.”
Soru beklenmedikti. Bir an sustu.
“Benden korkmanız için neden yok.”
“O zaman neden kendinizi bu kadar uzak tutmaya çalışıyorsunuz?”
“Çünkü profesyonelim.”
Adrien bir fincanı masanın üzerine bıraktı. Ardından başını hafifçe eğerek onu inceledi.
“Profesyonel insanlar da bazen birileriyle konuşmak ister, Saskia.”
Adını söyleyiş biçimi tuhaftı. Ağzında biraz fazla yavaş, biraz fazla kişisel kalmıştı. Saskia bunu fark etmemiş gibi yaptı.
“Bana Bayan Vermeer diye hitap edin.”
“Pekâlâ, Bayan Vermeer.” Adam başını salladı. “Siz de bana sürekli Bay Valenti derseniz yolculuğun sonunda kendimi yetmiş yaşında hissedeceğim.”
“Bununla yaşayabilirsiniz.”
“Yaşayabileceğim pek çok şey var.”
Saskia'nın gözleri istemsizce yüzüne kaydı. Adrien'in bakışları onun dudaklarından gözlerine yükseldi. Bu o kadar kısa sürdü ki başka bir kadın fark etmeyebilirdi. Ama Saskia insanların bakışlarını okumak için eğitilmişti.
Tam da bu yüzden adamın ne yaptığını çok iyi anlamıştı.
Aralarında birkaç saniyelik sessizlik oluştu.
“Odana dön, Adrien.”
Adını ilk kez kullanmıştı.
Bunun farkına ikisi de vardı.
Adamın yüzündeki gülümseme derinleşti ancak zafer kazanmış gibi davranmadı. Fincanı masada bırakıp ağır ağır geri çekildi.
“İyi geceler, Saskia.”
Kapı kapandıktan sonra genç kadın birkaç saniye yerinden kıpırdamadı. Ardından masadaki kahveye baktı.
İçmemeliydi.
Yine de fincanı eline aldı.
Gece yarısını biraz geçmişti.
Tren Fransa'nın doğusuna yaklaşırken ışıklar loşlaştırılmış, koridorlar sessizliğe bürünmüştü. Saskia süitinden çıkıp ikinci kontrol turuna başladı. Yemek vagonunun kapalı olduğunu doğruladı. Vagonlar arasındaki geçiş bölmesinde kısa süre durarak kulaklığından güvenlik raporunu dinledi.
Her şey normaldi.
Geri dönerken Adrien'in kompartımanının kapısının aralık olduğunu gördü.
İçeri baktığında yatağın boş olduğunu fark etti.
Bir an için bütün vücudu gerildi.
“Adrien?”
Cevap gelmedi.
İçeri girip banyoyu kontrol etti. Boştu. Dolabın kapısı açıktı ama valizi yerindeydi. Pencere kilitliydi. Adamın ortadan kaybolması için tek olasılık koridordan geçmiş olmasıydı.
Saskia sinirle odadan çıktı.
Trenin arka tarafındaki küçük gözlem salonuna ulaştığında onu gördü.
Adrien pencerenin önünde durmuş, elindeki kristal bardağa dokunmadan dışarıyı seyrediyordu. Üzerinde yalnızca siyah gömleği ve koyu renk pantolonu vardı. Camdaki yansımasında yüzü daha yorgun, neredeyse kederli görünüyordu.
Saskia yaklaşırken ayak seslerini saklamadı.
“Size odanızdan çıkmamanızı söyledim.”
Adam başını çevirmedi.
“Duydum.”
“Öyleyse neden buradasınız?”
“Uyuyamadım.”
“Bu benim sorunum değil.”
“Biliyorum.”
Saskia birkaç adım daha yaklaştı. Salonun diğer ucundaki lambadan yayılan altın rengi ışık, adamın yüzünün bir yarısını aydınlatıyordu.
“Odanıza dönün.”
Adrien bu kez ona döndü.
“Sürekli emir vermediğiniz bir hayatınız var mı?”
“Şu anda görevdeyim.”
“Ve göreviniz bittiğinde?”
“Bunu konuşmayacağız.”
“Bir sevgiliniz var mı?”
Saskia'nın bakışları sertleşti.
“Bu soruyla ne ilgileniyorsunuz?”
“Merak ettim.”
“Merakınızı kendinize saklayın.”
Adam elindeki bardağı masaya bıraktı. Saskia yaklaşırken önünde durdu. Aralarında bir adımlık mesafe vardı.
“Beni korumak zorundasınız, değil mi?”
“Evet.”
“Peki birini korurken ondan nefret edebilir misiniz?”
“Elbette.”
“Güzel.” Yüzüne baktı. “Çünkü bir süre sonra benden nefret edeceksiniz.”
Genç kadın alnını kırıştırdı. İlk kez onun sesinde kışkırtmadan farklı bir şey vardı. Bir uyarı.
“Neden?”
Adrien cevap vermedi.
Saskia bir adım daha yaklaştı.
“Benden sakladığınız bir şey varsa şimdi söylemeniz gerekiyor.”
Adamın bakışları yüzünde dolaştı. Artık gülümsemiyordu. Sanki söyleyeceği kelimeleri özenle seçiyor ama hiçbirinin yeterli olmadığını düşünüyordu.
“Beni Paris'ten çıkaran insanların hepsine güveniyor musunuz?”
“Gerektiği kadar.”
“Yanlış cevap.”
Saskia içgüdüsel olarak çevresini kontrol etti. Salonun kapısı kapalıydı. Vagonun diğer ucundaki kamera, geniş açıyla giriş bölümünü görüyordu.
“Ne biliyorsunuz?”
Adrien ona doğru eğildi. Yaklaştığında sandal ağacı kokusuna daha sıcak, baharatlı bir koku karıştı. Sözcükleri yalnızca onun duyabileceği kadar alçak bir sesle söyledi.
“Bu trene binmeden önce dosyanızı okudum.”
Saskia'nın omurgasından soğuk bir ürperti geçti.
“Dosyam gizli.”
“Biliyorum.”
“Nasıl ulaştınız?”
“Sorun bu değil.”
“Ben karar veririm.”
“Hayır.” Adam başını hafifçe iki yana salladı. “Bu kez karar verebilmeniz için önce gerçeği duymanız gerekiyor.”
Saskia elini ceketinin iç cebine götürdü. Tabancasını çıkarmadı ama hareketi Adrien'in dikkatinden kaçmadı.
O sırada tren beklenmedik biçimde sertçe sarsıldı.
Salonun duvarındaki lambalardan biri titredi. Saskia dengesini korumak için masaya uzandı fakat tren ikinci kez sallanınca ayağı halının kıvrılan kenarına takıldı.
Adrien refleksle belinden tuttu.
Bu kez düşmesine engel olmak için onu kendisine daha sıkı çekmişti.
Genç kadının sırtı salonun ahşap paneline yaslandı. Adamın bir eli belinin yanındaydı, diğeri masanın kenarına dayanıyordu. Aralarında yalnızca birkaç santimetrelik mesafe kalmıştı.
Saskia başını kaldırdığında Adrien'in yüzünü karşısında buldu.
Dudakları fazlasıyla yakındı.
Adamın sıcak nefesi yanağına değdi. Tren hareket etmeye devam ederken ikisi de birkaç saniye kıpırdamadı. Saskia kalbinin hızlandığını hissediyordu. Ona yaklaşmak istediği düşüncesi o kadar beklenmedikti ki kendisini öfkelendirdi.
Adrien'in gözleri dudaklarına indi.
Sonra yeniden gözlerine yükseldi.
“Sizi öpmeyeceğim,” dedi alçak sesle.
Saskia cevap veremedi.
“Siz istemediğiniz sürece.”
Bu cümle beklemediği kadar sarsıcıydı. Çünkü adamın ona dokunmasından çok, bir an için gerçekten öpülmek istediğini fark etmesi dengesini bozmuştu.
Elini göğsüne koyup aralarına mesafe açtı.
“Beni bırakın.”
Adrien hemen geri çekildi.
Saskia derin bir nefes aldı. Saçlarının yüzüne düşen tutamını kulağının arkasına yerleştirdi ve yeniden karşısına geçti.
“Bir daha odamdan izinsiz çıkmayacaksınız. Bana yaklaşmak için bahane üretmeyeceksiniz. Ve gizli dosyamı nasıl ele geçirdiğinizi anlatacaksınız.”
Adam onu izledi.
“Üçüncü soruya cevap verirsem ilk ikisini unutabilir misiniz?”
“Hayır.”
“Öyleyse odama dönelim. Size göstermek istediğim bir şey var.”
Kompartımana döndüklerinde Adrien kapıyı kapattı fakat kilitlemedi. Saskia onun her hareketini takip ediyordu. Adam deri valizini yatağın üzerine koydu ve içindeki kıyafetleri bir kenara çekti. Alt bölümde ince siyah bir dosya bulunuyordu.
Dosyayı çıkardı.
Saskia kapağındaki amblemi görür görmez dondu.
Kendi kurumuna aitti.
Üstelik sıradan bir belge değildi. Avrupa Tanık Koruma Koordinasyon Birimi'nin yalnızca üst düzey görevlilerinin erişebileceği sınıflandırılmış bir operasyon dosyasıydı.
“Bunu nereden aldınız?”
Adrien dosyayı açtı.
İlk sayfada Saskia'nın fotoğrafı vardı.
Adı, doğum tarihi, eğitim geçmişi, geçmiş görevleri, güvenlik seviyesi...
Genç kadın kâğıtları hızla çevirdi.
Dosya gerçekti.
Buna hiç şüphesi yoktu.
Ama sonraki sayfada gördüğü ayrıntı midesinin kasılmasına neden oldu.
Belgenin üst kısmında kendi annesinin adı yazıyordu.
Maren Vermeer.
Yıllar önce uluslararası bir finans soruşturmasında suçlu ilan edilmiş, bütün mesleki itibarı yok edilmiş kadının adı.
Saskia sayfayı Adrien'in elinden çekip aldı. Belgeyi okudukça parmaklarının arasındaki kâğıt titremeye başladı.
“Bu ne?”
Adam cevap vermedi.
“Annemin dosyası neden senin elinde?”
Adrien'in yüzü gerildi.
“Çünkü annen o davada suçlu değildi.”
Saskia sanki biri yüzüne tokat atmış gibi geri çekildi.
“Bunu nereden biliyorsun?”
Adrien uzun süre sustu. Ardından siyah dosyanın son sayfasını açıp önüne bıraktı.
Orada bir imza vardı.
Şık, keskin ve son derece tanıdık bir imza.
Adrien Valenti.
Saskia ona baktı. İlk kez gözlerinde yalnızca kuşku değil, saf bir öfke vardı.
“Sen...”
“Saskia, beni dinle.”
“Annem hakkında verilen kararı destekleyen raporu sen mi imzaladın?”
Adrien gözlerini kaçırmadı.
“Evet.”
Kadın bir adım geriledi. Birkaç dakika önce belinde hissettiği ellerin sahibi şimdi karşısında duruyordu. Ona duyduğu o açıklanamaz çekim, yerini boğucu bir öfkeye bırakmıştı.
“Sen onun hayatını mahvettin.”
Adam itiraz etmedi.
Saskia dosyayı kapattı. Söylemek istediği onlarca şey vardı fakat hiçbirini söyleyemedi.
Tam arkasını dönüp çıkacakken Adrien'in sesi onu durdurdu.
“Beni dinlemezsen aynı şeyi sana da yapacaklar.”
Saskia kapının kolunda duran elini indirdi.
Adam bir adım yaklaştı.
“Bu trene neden senin gönderildiğini hiç düşündün mü?”
“Çünkü görev için yeterliyim.”
“Hayır, Saskia.”
Adrien son sayfanın altındaki kırmızı mührü gösterdi.
“Çünkü senin Venedik'e ulaşmanı istiyorlar.”
Genç kadın yavaşça döndü.
Adrien'in söylediği son cümle ise kompartımandaki bütün havayı çekip aldı.
“Bu operasyonda korunması gereken tek kişi ben değilim. Asıl hedef sensin.”
