MyStoryMyStory
KIRIK PAPATYA TACI

KIRIK PAPATYA TACI

Romantik Dram

4.7 (9) 215 okunma8 bölüm · ~2 saat🌹 Romantik

12 yıl... tam 12 yıl geçmişti aradan... sen beni hatırlamasan da, ben seni çocukluk anılarımda bir hazine gibi saklıyorum

" Seni gördüğümden beri karla örtülmüş bu dağlar üşütmüyor beni… Çünkü sen bana ilkbaharın sıcaklığını veriyorsun." O, karşısındaki kadına bakarken sonsuz papatya tarlaları görüyordu. Kadın ise onun gözlerine her baktığında unutamadığı çocukluk hayal kırıklığını... Biri vatanı uğruna her şeyi göze alabilen sert bir komutan Diğeri geçmişin izlerini doktor kimliğinin arkasına saklayan yaralı bir çocuk Karakolun karlı bahçesinde neşeli gülüşler yükselirken, dağların tepesinde büyük bir fırtına kopmak üzeredir. Sevda ile vatan görevi arasında mekik dokuyan bir tim, saklanan gerçekler ve geçmişten bugüne taşınan derin yaralar... Ve tek bir soruya kilitlenmiş iki yürek sevmek vurulan bir kalbi iyileştirmeye yeter mi? Çünkü bazı aşklar, yeniden başlamadan önce geçmişin hesabını vermek zorundadır. Ve bazı gerçekler ortaya çıktığında, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Çünkü bazı aşklar çiçek açmadan önce kıştan geçer...

asker-doktor-kışla-timkarşılıksız aşkzorla aşktakıntılı

İlk 5 bölüm web'de ücretsiz · toplam 8 bölüm

1. Bölüm

KÜÇÜK KIZ

okulun bahçesinde her zamanki gibi arkadaşlarımla toz pas içinde top oynuyordum. Dünyam o meşin topun peşinde dönerken, yan taraftan geçen bir grup askerin varlığını hayal meyal fark ettim. Tam o sırada hızla gelen top sertçe sırtıma çarptı. Dengemi kaybedip kendimi yerde buldum. Canımın acısıyla gözlerimi kapatmıştım ki, üzerime çöken gölgeyle birlikte kolumdan kavrayan güçlü bir el beni nazikçe ayağa kaldırdı.

​

"Nasılsın ufaklık? Bir şeyin yok değil mi?" dedi bir ses.

​Tozlu ellerimle üstümü silkeleyip başımı kaldırdım. "Hayır abi, bir şeyim yok," diye mırıldandım.

​Karşımdaki asker elini cebine götürdü ve çıkardığı çikolatayı avucuma bıraktı. İşte o an gözlerimi onun yüzüne diktim. Uzun, sık kirpikleri, güneşte parlayan sıcacık kahverengi gözleri vardı. Göğsümün tam ortasında daha önce hiç bilmediğim bir şey hızla çarptı. Sanki dünyaya o an ilk kez bakıyordum. İçimdeki ses hiç tereddüt etmeden fısıldadı. Büyüyünce ben bu asker abiyle evleneceğim. O günden sonra aklım da fikrim de, arkadaşlarımla oynadığım oyunlarda değil, hep o kahverengi gözlerde kaldı. Çocuk aklı ya her şeyi mümkün sanıyorum

​

Günler sonra askerlerin karakol arkasındaki alanda antrenman yaptığını, koşu turları attığını gördüm. Koşanların en önünde o vardı, Ahmet. Yirmili yaşlarının henüz başında, gencecik, çakı gibi yeni bir teğmen... Koşuyu bitirip soluklanırken cesaretimi toplayıp yanına koştum.

​"Merhaba, beni hatırladın mı?" dedim nefes nefese.

Eğilip yüzüme baktı, gözleri kısıldı "Aa, sen o düşen ufaklık değil misin?"

"Evet! Şey... Ben senin adını sormayı unutmuştum."

Gülümsedi. "Benim adım Ahmet ufaklık. Senin adın ne?"

"Zerda."

"Ne kadar güzel bir ismin varmış Zerda," dedi içtenlikle.

​

Kafamı iyice kaldırıp o upuzun kirpiklerine baktım. "Sana bir sır vereyim mi?" dedim. Ahmet merakla, "Söyle bakalım," diye eğildi.

"Ben büyüyünce seninle evleneceğim!"

​

Ahmet, o büyüklerin sinir bozucu, her şeyi hafife alan kahkahalarından birini patlattı. "Ah Zerda... Bu çocukların büyük hayalleri yok mu, bazen beni benden alıyor," dedi.

"Neden öyle diyorsun? Ben gerçekten seninle evleneceğim!" diye bağırdım inatla.

​Sesim o kadar yüksek çıkmıştı ki, etrafta dinlenen diğer askerlerin hepsi bize döndü. Aralarından Ahmet'in en yakın arkadaşı olan Hasan kahkahayı bastı " Ahmet! Yeni yengemiz bu mu yoksa?"

Ahmet’in yüzü bir anda gerildi, yanakları kızardı. "Saçmalama Hasan, dön önüne! Çocukla çocuk mu oluyorsun?" diye çıkıştı.

O gün kalbim buruk bir şekilde okula döndüm ama vazgeçmeye niyetim yoktu.

​Her gün karakolun kapısını aşındırmaya başladım. Ne zaman beni görse, Ahmet elindeki işi bırakıp, "Yine geldi benim başımın belası... Ne oldu Zerda?" derdi. ben de büyük bir ciddiyetle, "Ahmet, ben seninle evleneceğim biliyor musun?" derdim. Ahmet ise bıkkınlıkla nefes alıp yanındaki arkadaşına seslenirdi " Hasan, al şunu gözümün önünden. Gidin o tarafta oynayın, doldurmam gereken dünya kadar evrak var."

​

Bir gün işi daha da ileri götürdüm. Karakol binasına gizlice sızdım. Askerlerin dinlenme odasına girdiğimde, ağır görevlerden dolayı yorgun düşen tüm askerlerin, Ahmet de dahil, derin bir uykuda olduğunu gördüm. Gözüm yatağın başındaki askılıkta duran Ahmet’in askeri üniformasına kaydı. Şeytan dürttü derler ya... Gizlice kıyafetleri alıp üzerime geçirdim. Koca ceket dizlerime geliyor, pantolon yerleri süpürüyordu. Botların içinde ayaklarım kaybolmuştu.

​Ben o devasa kıyafetlerin içinde saklambaç oynadığımı sanırken, dışarıda bir anda siren sesi yükseldi. Yüzbaşı, tüm karakolu acil içtimaya kaldırıyordu! Odadakiler panikle fırladı ama Ahmet’in üniforması yoktu!

​

Bahçeye çıktıklarında Yüzbaşı, Ahmet’e kıyafeti olmadığı için avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Tam o sırada bahçenin köşesinden, üstündeki koca üniformayla penguen gibi yürüyen beni gördüler. Bütün karakol gülmemek için kendini sıkarken, Yüzbaşı öfkeden deliye dönmüştü.

​"Küçücük bir çocuk karakola giriyor, sizin kıyafetlerinizi çalıyor ve hiçbirinizin ruhu duymuyor!" diye gürledi. "Bir düşman gelse, uyurken hepinizin kafasına sıksa ne yapacaksınız lan?! Böylemi koruyacaksının vatanı, beceriksizler "

Koşarak komutanın yanına gidip "kızmayın ona, ben gizlice aldım" diyip ağlamaklı bir ifadeyle komutana baktığımda bu sefer öfkeli bakışlarının hedefinde ben vardım.

Komutan askerlere ceza verdikten sonra beni de alıp odasına gelmişti, koltukta oturmuş ağlamaklı bir ifade ile kucağımda birleştirdiğim ellerime bakıyordum, ailemi arayıp haber vermişti babam hastanede olduğu için annem beni almaya gelecek

Karşımdaki koltukta oturan komutan derin bir nefes alıp öne doğru eğilip ellerini dizlerinin üzerine koydu. Şefkatli ama ciddi bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

"Bak Zerda... Evet, çocuksun, belki sadece oyun oynamak, meraktan ya da heyecan olsun diye yaptın tüm bunları. İçindeki o yaramazlığı anlıyorum, seni suçlamıyorum da. Ama yaptığın şeyin ne kadar tehlikeli olduğunun farkında mısın?"

başımı kaldırmadan burnumu çekip sessizce dinlemeye devam ettim.

"Az önce dışarıda söyledim, ya o sırada düşman sızmış olsaydı? Ya karakolda uyuyan askerlerin haberi olmadan kötü niyetli biri o kapıdan içeri gelseydi? Sen askerlerin üniformasını gizlice alıp giydiğinde, sadece bir şaka yaptığını zannediyorsun ama burası askeri bir birlik. Güvenliğin zafiyete uğradığı bir yer, oyun alanına benzemez. Hem senin canına bir zarar gelebilirdi, hem de buradaki herkesin hayatı tehlikeye girebilirdi. Henüz çok küçüksün eylemlerinin ciddiyetinin fakında değilsin ama Bir karakolun güvenliği böyle delinirse, hepimiz buradayken büyük bir felaket yaşanabilir."

Komutan elini nazikçe omzuma koydu, gözlerimin içine bakarak uyarısını tamamladı

"Bunu bir daha asla ama asla yapmaman gerekiyor, anlıyor musun beni? Merakını, oyun oynamak istediğini anlıyorum ama bunun yeri burası değil, eğer bir daha böyle bir hata yaparsan karşında çok daha farklı birini görürsün. Çocuk olman yaptıklarını haklı çıkarmaz. Burası karakol oyun parkı değil, bundan sonra oyunlarını mahallende arkadaşalrınla, güvenli alanlarda oynayacaksın. Ama askeri karakola izinsiz girmek, üniformalarla oynamak yok. Söz veriyor musun bana?"

Dolan gözlerimi komutandan kaçırarak yutkundum, "söz veriyorum komutanım bir daha asla böyle birşey yapmayacağım. Lütfen Ahmete daha fazla kızmayın hepsi benim suçumdu, kimsenin başını belaya sokmak istememiştim, özür dilerim"

Komutan yüzündeki sert ifadeyi biraz daha yumuşatıp hafifçe gülümsedi, ellerini şefkatle saçlarımda gezdirip " aferin akıllı kız. Hatanı anladın, buda en önemlisi. Bir daha merakını gidermek istediğinde bunu kuralları çiğneyerek değil, usulüne uygun şekilde yapacaksın anlaştık mı?"

Kafamı olumlu şekilde sallayıp "anlaştık" dedim. Bu sırada odanın kapısı hafifçe tıklatıldı ve nöbetçi asker içeri girdi "komutanın Zerda'nın annesi geldi, dışarıda bekliyor"

Komutan ayağı kalkıp hadi bakalım küçük hanım, anneni daha fazla bekletmeyelim ama konuştuklarımızı aklından çıkarmak yok, bugün yaşananlar sana hayatın boyunca unutamayacağın bir ders olsun"

Birlikte odadan çıktığımızda beni bekleyen annemi görünce mahcup bir şekilde yanına gidip sessizce bekledim. Komutan aynı uyarıları anneme de yaptıktan sonra annemde özür dileyip bir daha böyle bir şeyin olmayacağının garantisini verip oradan ayrıldık,

Yolculuk boyunca ikimizden de ses çıkmadı. Tabi bu sessizlik beni daha da korkutuyordu çünkü bu işiteceğim azarın daha büyük olacağının habercisiydi. Eve varıp sessizce arabadan inip annemin peşinden ilerleyip açtığı kapıdan içeri girdim. Belki kaçabilirim umuduyla odama yöneleceğim sırada annemin o sert uyarıcı sesini duydum. "salona geç Zerda konuşacağız"

Pıtı pıtı salona ilerleyip üçlü koltuğun ortasına oturdum ellerimi kucağımda birleştirip gelecek olan azarlar için kendimi hazırladım. Annem salonda bir ileri bir geri giderek volta atarken söyleyeceklerini içinde tartıyor gibiydi. En sonra elini saçına geğirip geriye doğru atıp "sen aklını mı kaçırdın kızım. Kafayı mı yedin, nasıl böyle bir hata yapabiliyorsun. Ne ara bu kadar şımarık bir çocuk oldun sen. Utancımdan komutanın yüzüne bakamadım elim ayağım titredi."

Göz yaşlarımı tutmaya devam ederken annem derin bir nefes alıp "karakoldan aradıklarında ne kadar korktum biliyormusun. Sana bir şey oldu sandım, Allah korusun bir karmaşa çıksaydı, silahların arasında başına kötü bir şey gelseydi. Sen aileni hiç düşünmüyor musun?"

Yanıma gelip oturdu. Omuzlarımdan tutup beni kendine çekip sıkıca sarılınca hıçkırıklarımı daha fazla tutamayıp ağlamaya başladım. Annem saçlarımı okşarken "benim akılsız kızım, kurban olurum sana, seni çok seviyoruz bunu aklından çıkarma ve bütün çabamız seni iyi bir şekilde yetiştirebilmek. Bir daha sakın böyle tehlikeli bir hata yapma, söz ver bana"

Başımı sallayıp "özür dilerim bir daha yapmayacağım" diye fısıldadım.

Akşam olunca ödevlerimi bitirip odamda beklemeye başladım. Babam işten gelmek üzere ve ondan gelecek azara hala hazır değilim. Kapı çalınca yerimde hareketlendim ama çıkmadım. Normalde babama kapıyı hep ben açarım ama bugün buna cesaretim yok. Yaklaşık bir yarım saat sonra annemin yemeğe çağırması küçük adımlarla salona girdim. Babam yemek masasında yerine oturmuş çorbasını içerken annem de tabaklara yemek koyuyordu. Annem beni fark edince hadi gel kızım soğutma yemeğini diyince gözlerim tekrar babamı buldu. Hiçbir tepki vermeden çorbasını içmeye devam ediyordu.

Yemek boyunca kimseden çıt çıkmadı ara ara göz ucuyla babama baksam da o benden taraf hiç bakmadı. Yemekten sonra anneme yardım edip birlikte sofrayı topladık. İşim bitince odama gidip gitmemek arasında ikilemde kalınca kararsız bir şekilde koridora doğru yürümeye başladım.

Birkaç adım atmıştım ki babamla karşı karşıya geldik. Elinde meyve tabağıyla bana bakıp " uyumak için erken değilmi kızım? Geç salona birlikte meyve yiyelim"

Akşamdan beri babamın benimle ilk konuşmasının şaşkınlığını üzerimden atıp hızlı adımlarla salona ilerleyip tekrar üçlü koltuğa oturdum annemle babamda gelince birlikte hem film izledik hemde meyve yedik. Babamın hiçbirşey olmamış gibi davranması benim için meyve soyması içimdeki bütün sıkıntıları gidermişti.

*****

​İlkbaharın o ilk günleriydi, karlar yeni yeni eriyordu ve hava buz gibiydi. Yüzbaşı ceza olarak Ahmet de dahil tüm askerlerin üniformalarını çıkarttırıp, hepsini sadece atletle o dondurucu soğukta akşama kadar koşturmuş. Benim çocukça yaramazlığımın cezasını bütün karakol çekmişti.

​

Ertesi gün Ahmet’in o soğukta koşmaktan hastalandığını duydum. Vicdan azabıyla kıvranarak evden annemin yaptığı şifalı ağrı kesici şurubunu gizlice aşırdım ve karakola götürdüm.

Her zaman ki gibi nöbetçi abilere şirinlik yapıp içeri girdim. Ahmet’in odasının önüne geldiğimde aralık kapıdan başımı uzatıp baktım. Başını ellerinin arasına almış öylece masasında oturuyordu, yavaşça yanına gidip elimdeki şurubu masanın üzerinden ona uzattığımda başını kaldırıp önce masanın üzerine bıraktığım şişeye sonra bana bakıp bana baktı "ne işin var senin burada"

Mahcup bir şekilde ellerimi önümde birleştirip "Ahmet sana ilaç getirdim, bak hemen iyileşirsin..."

​Ahmet halsizce doğruldu, gözleri kızarmıştı. "Zerdacım, yaptığın çok kötü bir şeydi," dedi kısık bir sesle. "Bir daha sakın böyle bir tehlikeye atılma. Senin yüzünden hepimiz ceza aldık."

​

Ben onun için üzülürken, kapıdan kafasını uzatan Hasan yine dalga geçmeye başladı: "oo, bak sen şu işe! Küçük yengemiz de gelmiş... Ahmet Efendi, senin bu hayran kitlen ya 80 yaşın üstünde ya da 12 yaşın altında oluyor, bu nasıl iş?" diyerek içeri girdi. Ahmet Hasan’a öfkeli bakışlar fırlatırken ben utancımdan ne yapacağımı bilemedim.

​

Hasan yan taraftaki sandalyeye otururken "söyle bakalım Zerda hanım bugün başımıza nasıl bir iş açacaksın" dedi.

Başımı eğip özür diledikten sonra umut dolu gözlerle tekrar Ahmet'e baktığımda onun çatık kaşlarıyla karşılaştım, bir daha gelme buraya Zerda başımda yeterince iş var bir de seninle uğraşamam.

Bu olaydan beş altı gün geçmişti. Bahar çiçekleri iyice yüzünü göstermişti. Okul bahçesindeki en taze, en güzel papatyaları toplayıp çok sevdiğim matematik ve fen öğretmenlerime taçlar yaptım. Kadın öğretmenim tacı takıp neşeyle gülerken, erkek öğretmenim muzipçe gülümsedi "Zerdacım çok güzel ama erkekler çiçekten taç takmaz ki."

"Aa, neden öğretmenim?" dedim masumca. "Bizim köyde ineklerin erkek buzağıları var, ben onlara hep takıyorum, hiçbir şey de olmuyor."

​Öğretmenler odası kadın hocaların kahkahalarıyla inlerken, erkek öğretmenim kaşlarını sahte bir kızgınlıkla çattı "Zerda, sen şimdi bana öküz mü demek istiyorsun?"

"Hayır öğretmenim ne alakası var? Siz insansınız, onlar hayvan. Ama sonuçta ikiniz de erkeksiniz, ona da takıyorum size de," deyiverdim.

​

Onların neşeli seslerini arkamda bırakıp elimde kalan son tacı Ahmet’e götürmek için yine karakola koştum. Ahmet masasında yine harıl harıl evrak dolduruyordu.

"Ahmet, bak sana ne güzel bir taç yaptım!" diyerek papatyaları uzattım. kafasını bile kaldırmadan, sinirle kalemi masaya fırlattı. "Zerda yeter artık!" öfkesini umursamadan yanına yaklaşıp "Ahmet lütfen, bir kerecik takabilir miyim? Seni çok seviyorum..." dedim.

"Zerda yeter dedim! Bu saçmalık artık yetti!" diyerek elimdeki tacı hızla çekip yere fırlattı.

​Papatyalar darmadağın olmuştu. Gözlerim dolarak oradan kaçtım. Ahmet o günden sonra nöbetçilere kesin talimat verdi ve beni bir daha içeri almadılar. Ama ben pes etmedim. Günler sonra bir boşluk bulup, harçlıklarımla aldığım güzel bir anahtarlıkla yeniden karşısına çıktım.

Çarşıda yürürken koşarak yanına gidip "Ahmet, bak sana anahtarlık aldım..." diyip neşeyle elimdeki anahtarlığı salladım,

​Ahmet o gün normalden çok daha sinirliydi. Bana döndü, gözlerindeki o sertlik beni olduğum yere çiviledi. Elini tersi ile anahtarlığa vurup yere düşürdü. ​"yeter artık lan , bıktım senden!" diye bağırdı. "rahat bırak beni. Bak, anlayamıyor musun? Daha küçücük çocuksun, hayal dünyasında yaşıyorsun, takıntı haline getirmişsin beni. Hem sen bir kendine baksana… çirkinsin bir kere! Ben genç, yakışıklı bir adamım, sen ise küçücük, çirkin bir çocuksun. Bu yüzden seni görmeye tahammül edemiyorum, çıkma bir daha karşıma!"

​O an göğsüme aldığım darbe, fiziksel bir yaradan daha çok yaktı canımı. Kalbim bin bir parçaya ayrıldı.

​O gün, onu son kez gördüm. Ahmet'in sözleri içimde devasa bir zehre dönüştü. O yaşta bende bıraktığı çirkin ve yetersizlik hissi, hayatım boyunca peşimi bırakmayacak, aynalara her baktığımda kendimde kusur aramama sebep olacak bir travmanın ilk tohumuydu. Çocukluğumu o karakolun bahçesinde bırakıp büyümeye karar verdim.

(kitaba dair görseller ve daha fazlası sosyal medya hesabında melekgibiyazar._ )

Bölümler

Okur Yorumları

Misafir

27 Ekim 2026

❤ 4

gelecek bölümde ne olacak acaba

nehir

27 Ekim 2026

❤ 4

ahmet zerdayi zerda Ahmeti kıskanmaya başladi ❤️

nehir

28 Ekim 2026

❤ 3

emrahin ne suçu var😔

Misafir

27 Ekim 2026

❤ 3

nasıl bir intikam alacak ki. Çocukmuşsun sonuçta

Ebru Asli

27 Ekim 2026

❤ 3

🥰😍

Ebru Asli

27 Ekim 2026

❤ 3

🥰😍